b b b b b
Google
DIL GELISIMI - özel eğitim öğretmeni - Blogcu - Sayfa 3



Kategorilerim>

Ana Sayfa Arsiv

Linklerim

diğer sitemslayt sitemmateryal havuzum

ONLİNE MESAJLAŞMA KUTUSU


Zihin Engelliler Öğretmeni

KONUŞMA BOZUKLUKLARI

 

           

            Dil ve konuşma bozuklukları işitme, görme, zihin gibi bir çok engelin bir sonucu olarak ortaya çıktığı gibi nedeni belli olan ve olmayan olgular olarak kendi başına ayrı bir engel grubu oluşturmaktadır.

            Konuşma bozukluğunda kullanılan terimlerin sayısı oldukça fazladır. Terimlerim bir kısmı genel olarak konuşma özürüne değinmektedir.

 

TERİMLER:

Konuşma özürünün tür ve derecesini belirtmek için kullanılan terimlerden bazıları şunlardır.

            Artikülasyon bozukluğu, eklemleme bozukluğu, oynaklanma bozukluğu, boğumlanma bozukluğu genel olarak dilimizdeki geleneksel seslerin beklenen ölçülere uygun olarak çıkarılamayışını anlatmak için  kullanılmaktadır. Bu özürün daha belirgin alt özürleri içinde bir takım terimler kullanılmaktadır. Pelteklik, değiştirme, atlama, ekleme, dığdığılık, telaffuz bozukluğu, geveleme, gılamak, geleştirmek, tatlık, dizartiri, sigmatismus, agrammatismus bunlar arasındadır.

            Ritim bozukluğu, kekemelik, pepelik, pepemelik, rekaket, paralalila, tutukluk, dil tutukluğu, konuşma akımı bozukluğu gibi terimlerde bir küme konuşma bozukluğu için kullanılan terimler arasındadır.

            Ses bozukluğu, kusurlu ses, hoşa gitmeyen ses, mototonluk, bükümleme bozukluğu, ses yitimi, afoni, dysphonia, dyslalia, dyslogia, cırlak ses, boğuk ses, tiz keskin ses, gırtlak sesi, garık ses, genzellik, hımhım, nezleli ses gibi terimlerde bir başka grup için kullanılan terimler arasındadır. Bunların dışında afasik, afasia, motor afasia, sensory afasia, otizm gibi kullanılan başka kümeler için terimler vardır. Yarık dudak, tavşan dudak gibi terimler de  örgensel bir bozuklukla beraber bir tür konuşma özürünü belirtmek için kullanılmaktadır.

 

TANIMLAR VE SINIFLANDIRMA:

Konuşmanın tanımında olduğu gibi konuşma bozukluğunun tanımında da çok ve değişik türlere rastlanmaktadır. Değişikliğin nedenleri çoktur. Bunlardan biri terim çokluğudur. Bir diğer nedeni ise bu alana ilgi duyanların meslekler açısından çokluğudur. Tıp doktorları, psikiatrisler, psikologlar, eğitimciler, özel eğitimciler bunlar arasındadır. Konumuzla ilgili tanımlardan bazı örnekler şunlardır;

“Konuşma diğer insanların konuşmalarından dikkati çekecek kadar sapma gösterdiği, iletişimi karıştırdığı ve konuşanda uyumsuzluk yarattığı zaman özürlüdür (Riper, 1962, S.19)”.

“Konuşma bozukluğu, konuşmanın akışını bozan ve niteliğini etkileyen her tür olağan dışı aksaklığa verilen addır. Konuşma özürü ise pepemelik, kekemelik, yanlış söyleyiş gibi konuşma bozukluklarını da kapsayan ve heceleri, sözcükleri, konuşmalarının akışında, ritminde, titizliğinde, vurgusunda ve boğumlanışında bozukluk bulunanlar (Oğuzkan, 1974, S.106)”.

“Konuşma bozukluğu, örgensel ya da görevsel nedenlerle konuşmanın anlaşılması güçleşecek biçimde değişkenlik göstermesi durumu (Enç, 1974, S.110)”.

“Bir çocuk veya ergenle konuşurken onun söylediklerini anlamıyor yahut anlamakta sıkıntı çekiliyorsa karşısındakinin iyi konuşamadığı kanısına varılır. Bu tecrübeler tekrarlar ve hep aynı durumu meydana çıkarsa o zaman bir konuşma bozukluğundan şüphe edilir (Cebiroğlu, 1963, S.54)”.

Aşağıdaki durumların mevcut olduğu kimseler dil özürlü olarak kabul edilir.

1.      konuşmanın anlaşılır şekilde olmaması,

2.      konuşmanın duyulmada yetersiz olması,

3.      sesin bozuk ve tırmalayıcı olması,

4.      sesin bozuk çıkarılması, ritimlerin ve vurguların bozuk olması,

5.      dil yönünden (kelime hazinesi ve gramer) yetersizlik,

6.      yaşı ve fiziksel yapısına göre konuşmasını iyi geliştirememiş olması.

 

Dil bilimin iletişim, dil, konuşma olgusunun anlaşılması ve kazanılmasına ilişkin kuramsal temelin sağlanması ile dil ve konuşma sorunları yeniden tanımlanmıştır. Bugünkü tanımların kullanılmasında en büyük katkıyı normal ve sorunlu çocuk diline ilişkin araştırmalarıyla Bloom ve Lahey (1978) sağlanmıştır. Onlara göre “dilin içerik, biçim ve kullanım bileşenlerinin kaynaşması, dilin bilinmesidir. O halde, dil sorunları,

“İçerik, biçim ve kullanımın kaynaştırılması demek olan anadili edinme ve öğrenme sürecinde ortaya çıkabilecek her hangi bir güçlüktür (Bloom ve Lahey, 1978, S.290)”.

Dil sorunları çocuğun anlamasını ve konuşmasını gerektiren pek çok durumla etkileşimi sırasında karşılaşılan güçlüklerdir. Bu güçlükler ise sınırlı konuşma ya da hiç konuşmama, yönergeleri anlamama, alışılmadık sözceler kullanma, alışılmadık ses bilgisel ve dil bilgisel hatalar yapma gibi iletişimi sınırlayan pek çok davranış biçimi olabilir.

Amerikan konuşma, işitme birliğinde (ASHA) 1983’ te yukarıdaki görüşlerle uyumlu olarak eğitsel bir tanım ön görmüştür.

“Dil sorunları, sözel dili edinme, kavrama ve ifade etmedeki her hangi bir güçlük gösterme durumudur. Dil dizgesinin ses bilgisi, biçimbirim, sözdizim, anlam ve kullanım bileşenlerinin en az birini veya tümünü içerir (akt: Bsernstein ve Tiegerman, 1991 S.20)”.

Dil ve konuşma sorunlarının sınıflandırılmasında terim ve tanım çokluğundan görülebileceği gibi pek çok sınıflandırma yapılagelmiştir. Genel olarak dil ve konuşma sorunlarının sınıflandırılmasında iki temel yaklaşımdan söz edilebilir. Nedenlere dayalı sınıflandırmalar ve betimleyici eğitsel sınıflandırmalar.

Nedenlere dayalı sınıflandırmalar genellikle klinik yaklaşımları benimseyenler tarafından yapılmaktadır. Her nedensel kategori, dil ve konuşma sorunun çocuğu normal çocuklarla klinik tanıya dayalı olarak çeşitli yönleri ile ayıran bir grup davranışı içerir. İlgili alan yazında çeşitli nedensel sınıflandırmalar öne sürülmüştür.   

Dil ve konuşma sorunu çocukların normal akranları kadar zengin dil öğrenme deneyimlerine, her türlü nesne, olay, ilişki ile muhatap olma, bunları anlama ve bu evren hakkında konuşmaya: gelişim sürecinde her aşamada normal akranları gibi çevrelerini kontrol etmeye, istek duygu ve deneyimlerini paylaşmaya gereksinimleri vardır. Bu açıdan bakıldığında dil ve konuşma sorunlarının nedenlere dayalı kategorilendirme yerine, bu süreçleri açıklayarak ve betimleyerek çocuğun ne öğrenmesi gerektiğini araştırabileceği sınıflamalar yapılabilmektedir.

Betimleyici sınıflandırmalar, gelişimsel ya da dil bilimsel/psikodilbilimsel yaklaşımlara dayalı olarak öne sürülmüştür. Bazı araştırmacıların klinik tanıya da yol gösterici olması bakımından, çocuğun dil düzeyini genel gelişim açısından ele alarak, nedensel faktörleri ve ilişkili olguları belirten iki yönlü sınıflama yaptıkları görülmektedir. Naremore’un (1980) yaptığı bir sınıflandırma şu tabloda gösterilmiştir.

 

 

 

 

 

DİL SORUNLARININ SINIFLANDIRILMASI

Türü

Muhtemel nedenler ya da ilişkili durumlar

Sözel dil yoksunluğu:

Konjenital işitme engeli, ileri derecede zihinsel engel, beyin zedelenmesi, çocukluk psikozu.

Niceliksel farklı dil:

İşitsel algı, çocukluk psikozu, zihin engeli, işitme kaybı.

 

Gecikmiş dil gelişimi:

Zihin engeli, çevresel yoksunluk, nedeni belli olmayan.

 

Dil gelişiminin kesintiye uğraması:

Kazanılmış işitme kaybı, beyin zedelenmeleri.

 

KONUŞMA BOZUKLUĞUNUN BİREYSEL ETKİSİ:

 

Konuşma sorununun bireye etkisi psikolojik, sosyal ekonomik yönden olmak üzere üç ayrı yönden incelenir.

Psikolojik etki: Bireyin büyüme, gelişme ve olgunlaşmayı dengeli bir şekilde sürdürebilmesi, onun temel gereksinimlerini, vaktinde, yerinde ve yeterince karşılayabilmesine bağlıdır. Konuşma sorununun temel gereksinimleri özellikle psikososyal diye adlandırılanların doyurulmasında önemli bir engeldir.

Birey psikososyal gereksinimlerinin bir çoğunu ancak grup içinde karşılayabilir. Konuşma özürü bireyin gereksinimini karşılamasına engel olur ya da engel olan sorunların başında gelir.

            Sosyal etki: Konuşma sorunu bireyi psikolojik yönden olduğu kadar sosyal yönden de etkileyen bir etken olmaktadır. Bireyin sosyal çevresi ile ilişki kurup sürdürmesi önemlidir. Bireyin sosyal çevresi ile ilişki kurup sürdürmekte yararlandığı araçlardan biri olan konuşma, bozuk olduğunda ilişki kurma ve sürdürme güçleşir.  Büyük bir olasılıkla birey çevre ilişkisinde reddedilme, izole edilme, alay edilme ve acınma ile karşı karşıya kalınacaktır. Birey bu yüzden çevresindekilerden farklı olduğu duygusuna kapılır.

Ekonomik etki: Konuşma bozukluğu olan birey sosyal çevre kazanma ve bu çevreyi devamlı sürdürebilmek için sorununu kapatacak başka etkenler aramak zorunda kalır. Bulduğu veya etkin saydığı yollar da çoğunlukla ona maddi yönden bir takım ek yükler getirir. Bazı hallerde sosyal çevre kazanma “özveriyi” maddi özveride bulunmayı gerektirir.

Özetlemek gerekirse konuşma sorunu kişilik gelişimi için olumsuz etkisi olan bozuklukların başında gelmektedir. Kişi, kendisi ve çevresi ile ilişki kurma sürdürmedeki dengeyi sağlamada sorunun ağırlığı ile doğru orantılı olarak artan güçlüklerle karşı karşıyadır. Çevresindekilerin bireyin sorununa karşı tutumları önemlidir. Bireyin kendi duygusu ve tutumu ile birleştiğinde değişik davranış kalıplarına itilebilir.

Toplumsal etki: Konuşma sorunundan etkilenen sadece konuşma bozukluğu olan öğrenciler değil, onların ana-babaları, aileleri de bu sorundan sıkıntı çekmektedirler. Bu öğrencilerle arkadaşlık edenler, etmek zorunda olanlar problemin etkisi altındadır.

1/4/2007 | Kategori: DIL GELISIMI | Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti




<<Önceki Yazılarım
|1/8|Sonraki Yazılarım>>