b b b b b
Google
Generate Your Own Glitter Graphics @ GlitterYourWay.com - Image hosted by ImageShack.us
SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!
özel eğitim öğretmeni - Blogcu


Kategorilerim>

Ana Sayfa
  • ANEKDOT KAYIT FORMU
  • AILE EGITIMI
  • ASPERGER SENDROMU
  • ATATURK KOSESI
  • BECERI OGRETIMLERI
  • BEP
  • BUNLARI BILIYORMUYDUNUZ
  • COCUK FELCI
  • COCUK HAKLARINA DAIR SOZLESME
  • DERS OGRETIMLERI CALISMA SAYFALARI
  • DIL GELISIMI
  • DOWN SENDROMU
  • DRAMA-RONT
  • DUYURULAR
  • FENILKETONURI
  • FRAJIL X SENDROMU
  • GORME ENGELLILER
  • HABERLER
  • HASTANE ILKOGRETIM OKULLARI
  • HIDROSEFALI
  • HIPERAKTIF COCUKLAR
  • ISITME ENGELLILER
  • KABA DEGERLENDIRME FORMU
  • KAVRAM OGRETIMLERI
  • KAYNASTIRMA
  • KEKEMELIK
  • MAKALELER
  • OKUL TURLERINE GORE DERS PLANI ORNEKLERI
  • OKULDAN RESIMLER
  • ORTAYA KARISIK
  • OTIZM
  • RAM FORMLARI
  • RETT SENDROMU
  • SEREBRAL PALSI
  • TESTLER
  • TURKCEYI GUZEL KULLANALIM
  • TUVALET EGITIMI
  • UNITE OGRETIMLERI
  • UYGULAMALI DAVRANIS ANALIZI
  • Arsiv

    Linklerim

    kardeş siteokulumYENİ SİTEMdiğer sitemslayt sitemişitme engellilerzihin engellilerözel eğitim öğretmeniözel eğitim öğretmenleriotizmmateryal havuzumengelli videoları

    HÜNER GİDİLEBİLEN YOLDAN DEĞİL ENGELLİ YOLLARI AŞABİLMEKTİR

    ENGELLERİ AŞANLAR:

    BEN İŞİTME ENGELLİYİM, EŞİMİN ENGELİ YOK BİZ 3 YILLIK ARKADAŞLIK NETİCESİNDE EVLENDİK VE 10 YILDIR MUTLU MESUT GEÇİNİYORUZ ÇOK ŞÜKÜR.FİKREN, RUHEN ANLAŞABİLEN BİRBİRLERİNE AŞIK, BİRBİRLERİNİ SEVEN VE HERŞEYDEN ÖNCE KARŞISINDAKİ İNSANA SAYGI DUYAN ÇİFTLER BEDENSEL ENGELİ ASLA GÖRMEZ BENCE...ÇÜNKÜ ONLAR ÖYLE BİR HALE GELİR Kİ BİRİ OLMAYINCA ÖBÜRÜ YARIMDIR, TAMAM OLMALARI İÇİN İKİSİNİNDE OLMASI GEREKİR.TAMAM OLDUKLARI ZAMAN ÜSTESİNDEN GELEMEYECEKLERİ HİÇ BİR ZORLUK ENGEL YOKTUR KARŞILARINDA.SAYGI, SEVGİ, AŞK İŞTE HEPSİ BU...(Selina)


    Zihin Engelliler Öğretmeni

    MySpace

    MySpace

    DİĞER SİTEME DE BAKMANIZI TAVSİYE EDİYORUM
    zihinengelliler.blogspot.com
    BİR MİLLET ENGELLİLERİNE NE KADAR ENGELSİZLİK SUNABİLİYORSA O ÖLÇÜDE GELİŞMİŞTİR.
    ÖĞRENEMEYEN BİREY YOKTUR

    KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİ NEDİR?

     

    Kaynaştırma: Özel eğitim gerektiren bireylerin, yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan destek eğitim hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarını kapsar.( Akt. Kuz 2001)

     

    Kaynaştırma her düzeyde, okulöncesinden başlayarak daha ileri yaşlarda da yapılabilir. Entegrasyonun esasları, her düzeyde aynı temel prensiplere dayanmaktadır. Temel becerilerin kazanılması açısından okulöncesi dönemdeki entegrasyonun önemi büyüktür. Çünkü bu dönemdeki kazançlar, daha sonra gelişecek beceriler için temel oluşturmaktadır. Okulöncesi eğitiminde amaç, çocukların gelişim özelliklerini yetenek ve bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak, onların dil, zihin, motor, sosyal ve duygusal beceri gelişimlerini desteklemektir. Normal gelişim gösteren çocuklar için olduğu kadar özürlü çocuklarında yeteneklerini geliştirmeleri, çevreleriyle uyumlu olabilmeleri olumlu sosyal iletişim kurabilmeleri okulöncesi dönemden itibaren desteklenmelidir. Çocuğun küçük bir grupta kabul görmesi, olumlu benlik gelişimine neden olacak ve topluma uyum göstermesi için atılan ilk temel adım olacaktır. Özürlü çocuk, iyi organize edilmiş planlı bir entegre eğilim programına alınacak olursa, farklı gelişimsel özellikleri olan normal çocukları model olma, gözleme fırsatından yararlanabilecektir. Ve bu durum, özürlü çocuğun gelişimsel ve sosyal davranışları bakımından ilerleme kaydetmesinde, etkili bir koşuldur. Bütün bu düşünceler ve yapılan bilimsel araştırmalar entegrasyona duyulan gereksinimi ortaya koymaktadır.

     

                                    KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNİN TARAFLARI

     

    1-Engelli Öğrenciler: Yapılan araştırmalara göre engelliler gerekli koşulları yerine getirilmiş bir kaynaştırma eğitiminden, ayrıştırılmış eğitimden elde edecekleri kazançlardan çok daha fazlasını elde edebilmektedirler ( Saint-Lauren ve Lessard, 1991, Akt.Kuz,2001 )

     

    Engelli çocuklar kaynaştırmayla, sosyal ve eğitimsel yaşamda akranları ile birlikte olabilme, onları model alarak, daha geniş bir toplum tarafından benimsenen davranış repertuarı ve repertuar içinde yer alan becerileri geliştirebilme ve öğrendikleri yeni davranışları uygulama fırsatını elde ederler. Bunun sonucunda engelli bireyin toplum tarafından dışlanmasına neden olan tipik engelli davranışlarının azalması sağlanacak ve çocuğun sosyal kabulü, uyumu ve etkileşimi artacaktır. ( Akt. Avcı, 1998, Akt. Kuz 2001)

     

    Akranları ile birlikte çeşitli etkinliklerde bulunması sonucunda da bu bireyler kendilerine olan güvenlerini artırabilirler ve daha geniş bir topluluğa ait olma ve değerli olma duygularını yükseltebilirler ( Baydık, 1997; Kids Together Inc., 2001 , Akt. Kuz 2001)

     

    Engelli öğrencilerin normalde akran ilişkilerinde sorunlar vardır ve sosyal becerileri bozuktur. Ancak bu öğrenciler kaynaştırmayla birlikte arkadaşlık geliştirmekte, arkadaşlarının evlerine ziyarete gitmekte, sınıf arkadaşları ile birlikte aktivitelere katılmaktadırlar. Bu öğrenciler sınıf aktivitelerinde özel ödüller almışlar ve önemli görevlere seçilmişlerdir ( Walther- Thomas, 1997, Akt. Kuz 200 )

    2-Normal Gelişim Gösteren Öğrenciler: Helmstetter, Peck ve Giangreco 1994 yılında engellilerle birlikte eğitim gören çocuklar üzerinde yaptıkları bir çalışma sonucunda şu bulgulara ulaşmışlardır:

    3- Engelli Çocukların Aileleri: Bu konuda yapılan çalışmalara göre engelli çocuğa sahip olan aileler kaynaştırma eğitimine genelde olumlu yaklaşım göstermektedirler. Bu kişiler çocuklarının etkileşimde bulunduklarını ve gelişim gösterdiklerini gördükleri zaman çocukları hakkında daha gerçekçi yaklaşımlara sahip olabilmektedirler.

     

    4- Öğretmenler: Walther- Thomas (1997)’ın yaptığı araştırmaya göre, özel ve genel eğitim öğretmenleri kaynaştırma uygulamasının kendileri için faydalı  olduğunu bildirmişlerdir. Engelli çocukların eğitimi için diğer özel eğitimcilerden aldıkları bilgilerin kendilerini mesleki açıdan geliştirdiğini söylemişlerdir.

     

    ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ EĞİTİMİ

    Temel Kavramlar ve Önem

    Erken eğitim, 0-6 yaş (0-72 ay) çocukların ev ve kurum ortamlarında bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini desteklemek amacıyla yapılan eğitime denir. Erken eğitim, 0-3 (0-36 ay) takvim yaşına sahip çocuklar için erken çocukluk eğitimi dönemi; 3-6 (37-72 ay) takvim yaşına sahip çocuklar için ise okulöncesi eğitimi dönemi olarak iki aşamaya ayrılmaktadır.

    Bu dönemlerde çocukların gelişimleri çok hızlıdır ve çocuklar bir çok beceriyi öğrenmeye hazırdırlar. Çocuklar bu dönemde anne-babalarından, erken eğitim kurumlarından, arkadaşlarından ve çevrelerinden birçok beceri öğrenerek eğitimin daha sonraki basamakları için gerekli alt yapıyı oluştururlar. Karşılaştırmalı araştırmalar, erken eğitim alan çocukların çoğunun, okula başladıklarında, erken eğitim almayan benzer özellikteki çocuklara kıyasla pek çok beceriyi daha iyi edinmiş olduklarını göstermektedir.

    Erken Genel Eğitim Programları, Amaçları ve Özellikleri

    Ülkemizde genel erken eğitim hizmetleri genel olarak resmi ve özel kurumlarda yürütülmektedir. Bu kurumlarda, kurumların özelliklerine göre değişik programlar uygulanmaktadır. Tarihsel süreç içinde zaman zaman Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmış program örneklerine rastlanmıştır. Ancak bu programların daha çok 3-6 yaş grubu için hazırlandığı, 0-3 yaş grubu için uygun olmadığı söylenebilir.

    Erken eğitim programları 0-72 aylık çocukların ev ve kurum ortamlarında bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini desteklemeyi amaçlamaktadır. Programlar, her çocuğun farklı bir gelişim gösterebileceği ve her eğitim ortamının farklı olabileceği varsayımından hareketle, farklı uygulama ve etkinliklere olanak verecek bir esnekliğe sahip bulunmaktadır. Programlar üç farklı yaş grubu temel alınarak hazırlanmıştır. Bu yaş grupları şöyle sıralanabilir:

    • 0-36 ay (0-3 yaş) Kreş programı Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi

    • 37-60 ay (4-5 yaş) Anaokulu programı Okulöncesi Dönem Eğitimi -I

    • 61-72 ay (6 yaş) Anasınıfı programı Okulöncesi Dönem Eğitimi -II

    Kreş Programı: Program, 0-3 yaş çocuklarının bilişsel, dil, sosyal, duygusal, özbakım ve fiziksel gelişim alanlarına ait özellikleri dikkate alınarak 0-12 ay, 13-24 ay ve 25-36 ay şeklinde üç ayrı gelişim evresine bölünmüştür. 0-3 yaş arasındaki çocuklar için hazırlanan bu programın amacı, bu yaş grubundaki çocukların sağlıklı bakım, beslenme, bedensel ve ruhsal gelişimine katkıda bulunmaktadır. Programın bakım ağırlıklı olduğu kadar çocukların gelişimini de desteklediği söylenebilir. Program, 0-3 yaş arasındaki çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak düzenlenmiştir. Programın içeriği, bu yaş grubundaki çocukların sağlıklı bakım, beslenme ve çeşitli gelişim alanlarıyla ile ilgili eğitimini kapsamaktadır. Programda bu yaş grubunun gelişim özellikleri çizelge halinde verilmiş; amaç ve davranışsal amaçlarla, bu amaçları gerçekleştirecek etkinlikler gösterilmiştir. Ayrıca, kreş programında çocuğun gelişimini desteklemek bakımından, çocukla ilgilenecek bir yetişkinin hangi konulara dikkat etmesi gerektiği vurgulanmıştır.

    Anaokulu Programı: Program, 37-60 aylık çocukların bedensel, bilişsel, sosyal ve duygusal alanlardaki gelişimini desteklemek, hızlandırmak ve anasınıfı programına temel oluşturmak üzere düzenlenmiştir. Bu programın amacı, 37-60 aylık çocukların gelişim özelliklerine dayalı olarak saptanmış olan amaçların bu yaş grubundaki çocuklara kazandırılmasıdır. Anaokulu programında konuların öğretimi yerine, konular aracılığıyla çocukların belirlenen amaçlara ulaşmaları amaçlanmaktadır. Programda yer alan konular öğretmene rehberlik edecek özellik taşımaktadır.

    Anasınıfı Programı: Bu program, 61-72 aylık çocukların tüm gelişimlerine yardım etmek, hızlandırmak ve ilköğretim programlarına temel oluşturmak üzere hazırlanmış bir programdır. Program, bir çerçeve program niteliğinde olup öğretmene rehberlik edici bir özellik taşımaktadır. Programda yer alan amaçlar, 61-72 aylık çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak saptanmıştır. Ayrıca, programda amaçları kazandıracak konulara da yer verilmiştir. Anaokulu programında olduğu gibi, bu programda da konular, belirlenen amaçları kazandırmaya yarayacak bir araç olarak ele alınmıştır.

    Gelişim Yetersizlikleri olan Çocuklarda Erken Eğitimin Önemi

    Yaşamın ilk yıllarındaki öğrenme yaşantıları, normal çocuklar için önemli olduğu kadar gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklar için de önemlidir. Gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların tüm gizilgüçlerine ulaşmaları için eğitimlerinin olabildiğince erken başlaması gerektiği, 20. yüzyılın son çeyreğine kadar dünyada ve Türkiye’de pek bilinmiyordu. Gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların çoğu, okula başlayıncaya değin konunun uzmanlarınca sağlanan sistematik bir eğitim almıyorlardı. Erken eğitimin gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklarda ne kadar etkili olacağının farkında olunmaması nedeniyle çoğu aileye, çocuklarının bakımını sağlamaları ve eğitimleriyle ilgili düşüncelerini tuvalet eğitimi ve beslenme becerileriyle sınırlamaları öneriliyordu. Oysa sistematik bir öğretimle, gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklar da normal çocukların öğrendiği becerilerin önemli bir bölümünü öğrenebilmektedirler.

    Yaşamlarının ilk yıllarını çoğunlukla ev ortamında geçiren gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların öğrenmeleri, ailelerinin kendilerine sunduğu öğretici yaşantıların sonucunda olmaktadır. Çocuklarında gelişim yetersizlikleri olduğunda aileler tüm aile bireylerini günlük yaşama katabilmek için pek çok normal etkinlikte uyarlama yapmak zorunda kalabilmektedirler. Böyle zamanlarda anne-babalar ve kardeşler çocukları için adeta birer öğretmen olmaktadırlar.

    Gelişim Yetersizlikleri Olan Çocukların Erken Eğitimleriyle İlgili Yasal Düzenlemeler

    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimiyle ilgili yasal düzenleme girişimleri 1965 yılında başlamış; 1968 yılında ise bu düzenlemeler yasallaşmıştır. Yasallaşan bu düzenlemeler, erken çocukluk dönemindeki gelişim yetersizlikleri olan çocuklar için eğitim programları geliştirme, değerlendirme ve programları uygulamayla ilgili hükümler içermiştir. Bu yasa halen yürürlüktedir.

    ABD’de 1990 yılında çıkan 101-476 sayılı yasanın H bölümünde erken özel eğitim programlarından tamamen devletin sorumlu olduğu, aileyi bu hizmetlerden haberdar etmenin ve eğitim hizmetleri sağlamanın da devletin bir görevi olduğu belirtilerek, bu konudaki yasal düzenlemeler çok geniş kapsamlı bir hale getirilmiştir. Bu yasa, gelişim yetersizlikleri olan ya da gelişim yetersizliği riski taşıyan bebeklerin erken tanılanmasını kolaylaştırmış ve bununla ilgili çalışmaları genişletmiştir. Sıfır-üç yaş arasındaki çocuklara, ailelerine ve eğitimleriyle uğraşan kişilere verilen hizmetlerin planlanmasına, bireyselleştirilmiş aile hizmeti planı (BAHP) denilmiştir. BAHP, çocuğun pek çok açıdan değerlendirilmesi ile ve ailenin gereksinimlerinin, önceliklerinin ve olanaklarının belirlenmesi ile düzenlenmektedir. Aile, aileye yardımcı olacak uzmanlar ve çocuğun bakımıyla uğraşan kişiler bu hizmet planında bir ekip olarak yer almaktadır. Ayrıca, 101-476 sayılı yasa, gelişim yetersizliği riski altındaki bebeklerin tıbbi bakım sağlayan kurumlardan özel ya da normal okulöncesi eğitim kurumlarına geçişini kolaylaştırmıştır. Bunlara ek olarak yeni yasa, destek hizmet ve cihaz kullanımını, erken çocukluk dönemi ve okulöncesi eğitim gereksinimlerinin belirlenmesini ve karşılanmasını desteklemiştir.

    Birçok Avrupa ülkesinde de gelişim yetersizlikleri olan çocuklara yönelik erken eğitim hizmetlerinin Türkiye’den çok önce, 1960’lı yıllarda başladığı görülmektedir. İsveç’te 1952 yılında hemşirelerin gelişim yetersizlikleri olan çocukların ailelerini ziyaretleriyle başlayan erken eğitim hizmetleri, bugün alanında uzman kişilerin uygulamada yer almasıyla devam etmektedir. Finlandiya’da ise ilk olarak 1965’de anne-çocuk kursları adıyla erken çocukluk dönemi eğitiminin başladığını görmekteyiz. Finlandiya’da bugün gerekli parasal destek kısmen büyük hastanelerden, kısmen de gönüllü kuruluşlardan sağlanmaktadır. Norveç’te ise devlet aileyi merkezde eğitmek yerine aileyi evinde ziyaret ederek erken özel eğitim hizmeti vermektedir. İngiltere’de ise yine 1960’larda başlayan erken eğitim hizmetleri, bugün İngiltere’nin her bölgesinde bulunan uzman kişilerce yürütülmektedir. Özellikle iki yaş ve altındaki çocuklar için anne-babanın isteğiyle gelişim yetersizlikleri gösteren ya da risk altında olan çocukların değerlendirmeleri ev ortamlarında yapılmakta ve özel eğitim gereksinimleri belirlenmektedir. Beş yaş ve altındaki gelişim yetersizlikleri olan çocuklara yönelik tarama çalışmaları ise, erken eğitim hizmetlerinden yararlanmakta oldukları kurumlarda yapılmaktadır. Bu taramalarda, gelişim yetersizlikleri olan ya da bu riski taşıyan çocukların özel eğitim gereksinimleri belirlenmektedir. Daha sonra ise, kendi doğal ortamlarında çocuklarının gelişimini desteklemeleri için ailelere danışmanlık hizmetleri sağlanmaktadır. Ancak, aile isterse, kuruma ya da eve ve kuruma dayalı bir programı tercih edebilmektedir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarından 1980’li yıllara kadar Türkiye’de gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimlerine olanak veren herhangi bir yasal düzenlemeye gidilmemiştir. İlk olarak 1987 yılında gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimlerine yönelik bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir:   (a) Gelişim yetersizlikleri olan çocukların okulöncesi eğitimlerinin Milli Eğitim Bakanlığı’nca planlanıp ilgili kuruluşlarca yürütülmesi, (b) Dört-beş yaşın altındaki gelişim yetersizlikleri olan çocukların ailelerine illerde bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nin gerekli yardım ve rehberliği yapması ve “ailede okulöncesi eğitim” sisteminin gerçekleştirilmesi, (c) Özel eğitim ana okullarında ve ana sınıflarında, normal çocuklara yönelik program ile çocukların özür ve özellikleri dikkate alınarak Bakanlıkça hazırlanacak ek programın birlikte uygulanması.

    Türkiye’de 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, büyük ölçüde sivil toplum örgütlerinin girişimiyle, gelişim yetersizlikleri olan ya da bu riski taşıyan çocukların erken çocukluk döneminde eğitimlerine imkan veren erken eğitime yönelik Portage ve Küçük Adımlar gibi programlar, gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitim alabilmelerini sağlamıştır. Bu programlar, erken eğitimin anne-babalar aracılığıyla sağlanmasını amaçlamıştır.

    1997 yılında çıkan 573 sayılı kanun hükmünde kararname ise, okulöncesi eğitimi zorunlu eğitimin bir parçası haline getirmiştir. Ayrıca, anne-babalara çocukları için alınacak eğitim kararlarına katılma hakkı ve sorumluluğu verilmiş; bunun yanında, anne-babaların bireyselleştirilmiş eğitim planlarının (BEP) hazırlanması ve sonuçlarının değerlendirilmesine ilişkin bilgilendirilmesi de yasal hale getirilmiştir. BEP’in, okul-aile işbirliği ile, çocuğun gereksinimleri doğrultusunda hazırlanması öngörülmüştür.

    18 Ocak 2000 tarihli ve mükerrer 23937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde erken özel eğitim hizmetleriyle ilgili düzenlemeler şu şekildedir:

    1. Özel eğitim gereksinimleri belirlenmiş, 0-36 ay arasındaki çocuklar için, özel eğitim hizmetleri, öncelikle ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi temeline dayalı olarak, üniversitelerle işbirliği ile eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi ve gezici özel eğitim öğretmeni tarafından evlerde ve kurumlarda sürdürülür. Planlanan bu eğitim doğrultusunda çocuk, aile ve eğitimci aşağıdaki hususlar çerçevesinde birlikte çalışır.

    a. Çocuğun özel eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından mümkün olduğunca ev gözlemleri ve gelişim ölçekleri kullanılarak yapılır.

    b. Eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından yapılacak inceleme ve değerlendirme çalışmaları, en az altı ayda bir yinelenir.

    c. Aile eğitimi hizmetlerinde, çocuğun ve ailenin ne tür destek hizmetler alacağı ve bu hizmetlerin kim tarafından, nasıl ve ne zaman verileceği eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından belirlenir.

    d. Bu çocukların, sosyal yönden gelişimlerini desteklemek ve ailelerin bilgi ve deneyimlerini arttırmak için, resmi ve özel kreşlerde bireysel özellikleri ve yaşları dikkate alınarak, belirlenen bir günde yarı zamanlı oyun grubuna ya da etkinlik grubuna devam etmelerine karar verilebilir.

    e. Aileler, eğitsel oyun, oyuncak, oyuncak kütüphaneleri, özel eğitim gerektiren çocuklara kendilerini serbest ifade etme olanağı sağlayan oyun-eğlence alanları ve eğitsel kitap gibi konularda bilgilendirilir ve özendirilir.

    2. Özel eğitim gereksinimleri belirlenmiş 37-72 ay arasındaki çocuklar için, okulöncesi eğitim zorunludur ve kaynaştırma uygulamaları temeline dayalı olarak, destek eğitim planları çerçevesinde sürdürülür. Özel eğitim gerektiren çocukların bireysel yeterliklerine dayalı gelişim özellikleri dikkate alınarak okulöncesi özel eğitim sınıfları ve okulları da açılabilir. Oluşturulacak özel eğitim sınıflarında ve okulöncesi özel eğitim okullarında sınıfların mevcudu, bir öğretmen için altı, iki öğretmen için on çocuktan fazla olamaz. Bu çocuklarda tuvalet eğitimi koşulu aranmaz.

     

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ZİHİN ENGELLİ ÇOCUKLARIN SOSYAL BÜTÜNLEŞMESİNİN SAĞLANMASI

    Kaynaştırma, gerektiğinde sınıf öğretmeni ve/veya engelli öğrenciye destek özel eğitim hizmetleri sağlanması koşuluyla, engelli öğrencilerin normal eğitim ortamlarına yerleştirilmesidir (Kırcaali – İftar, 1995).

    Eğitimde fırsat eşitliği ve normalleştirme, kaynaştırmanın temel felsefesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, eğitimde fırsat eşitliği ve normalleştirme ilkesinden kaynağını alan kaynaştırma, engeli türü ve derecesine bağlı olarak, engelli ve normal gelişim gösteren çocukların eğitsel ve sosyal yönlerden bütünleştirilmesi süreci olarak tanımlanmıştır (O.E.C.D., 1995, Kuz, 2001).

    Normal eğitim ortamında  eğitim gören özel gereksinimli öğrenciler, özürlü olmayan öğrencilerle birlikte eğitim almakla, etkileşmeyi, iletişim kurmayı, arkadaşlıklar geliştirmeyi, birlikte çalışmayı ve bireysel olarak güçlü ve zayıf ortaklık alanlarda birbirlerine yardımcı olmayı öğrenmektedirler (Batu, 2000, s. 5)

    Okulöncesi dönem zeka ve sosyal gelişmenin yoğun ve hızlı gerçekleştiği bir dönemdir. Bu dönemde diğer çocuklarla oyun oynarken daha uzun süre bir aktiviteye odaklanabilirler ve daha iyi bir iletişim kurabilirler (Kotulak, Connaughtan, 2002). Kendi yaşıtlarıyla birlikte olabilme de okulöncesi zihin engelli çocuğun temel ihtiyaçlarından biridir. Bu birlikteliğin de en çok görüldüğü etkinlik ise oyundur (Oktay, 2000, s., 130).

    Zihin engelli bireylerde okulöncesi dönemde normal çocukların geçtiği evrelerden geçtiklerinden dolayı bu dönemde normal çocukların yararlandığı eğitim ortamlarından yararlanmak durumundadırlar. Özellikle 573 sayılı KHK ve PL 94 – 142 nolu yönetmelikler incelendiğinde zihinsel engelli çocukların ihtiyaçları olan eğitim ortamlarında eğitilmeleri esastır. Normal öğrencilerle, zihin engelli öğrenciler açısından sosyal bütünleşmenin sağlanmaması; zihin engelli çocuğun normal eğitim fırsatından yararlanmasını sağlamaktadır.

    1.1. Okulöncesi Dönemde Zihin Engellilerin Sosyal Bütünleşmesinin Önemi 

    Okulöncesi dönemde çocukların temel ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu ihtiyaçları; iyi bakım, beslenme, sevgi, güven, hareket, yaratıcılığı destekleyici ve estetik duygusunu geliştirici ortam, kendini tanıma, kanıtlama, özgürlük, diğer çocuklarla birlikte olma ve oyun olarak sıralayabiliriz (Oktay, 2000). Özellikle bu sıralanan ihtiyaçların karşılanması – ki bunlar zihin engelli çocukların da ihtiyaçlarıdır – çocuğu sosyal çevresiyle bir bütün olarak görmek gerekir.

    Özürlü çocukların normal gelişim gösteren çocuklardan soyutlanması duygusal ve sosyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilediği kadar dil ve zihin kapasitelerinin gelişimi açısından da çok önemli fırsatlardan yoksun kalmalarına neden olmaktadır. Sosyal bütünleşme hem normal hem de zihin engelli çocuklar için önemli bir fırsatın başlangıcıdır (Atak, 1999) bu nedenle engelli çocuklar normal çocuklarla daha fazla bir arada olmaları açısından desteklenmelidirler. Özellikle yukarıda sayılan, bir çocuğun ihtiyaçlarını tanımlayan bu  maddelerin zihin engelli bireyde gelişimi açısından okulöncesi dönemde de sosyal bütünleşme ortamından yararlanmasını gerektirir. Okulöncesi eğitimin amacı, çocukların gelişim özelliklerini, yetenek ve bireysel farklılıklarının göz önünde  bulundurmak, onların dil, zihin, motor, sosyal ve duygusal beceri gelişimlerini desteklemektir. Normal gelişim gösteren çocuklar için olduğu kadar özürlü çocuklarında yeteneklerini geliştirmeleri, çevreleriyle uyumlu olabilmeleri, olumlu sosyal iletişim kurabilmeleri okulöncesi dönemden itibaren desteklenmelidir. Böylece zihin engelli bireyin topluma uyum göstermesindeki ilk adım atılmış olacaktır (Atak,1999). zihin engelli bireyler okulöncesi dönemde sosyal bütünleşme ortamına girdiğinde normal çocukları gözleme ve onları model alma fırsatını yakalamış olacaktır. Bu da okulöncesi dönemde zihin engelli çocukların sosyal bütünleşme ortamlarında bulunması gerektiğinin önemini göstermektedir. Çocuk okulöncesi dönemde yapması ve gelişmesi gereken özellikleri açısından önemli bir fırsat yakalamış olacaktır.

    1.1.1 Sosyal Bütünleşmenin Normal Çocuklar Açısından Önemi

    Sosyal bütünleştirme programlarında normal ve zihin engelli çocukların birbirleri üzerindeki etkileşimleri yalnız o döneme yönelik kazançlarla kalmayıp, ileriki yaşamlarında da kazançlar elde etmelerini sağlamaktadır. Örneğin okulöncesi dönemde edinilen deneyimler daha sonraki yaşlarda karşılaşılacak olan farklı ve engelli bireylerin de toplum tarafından sosyal kabul görmeleri için uygun davranışlar kazanmasına katkıda bulunmaktadır (Karamanlı, 1998). Sosyal bütünleştirme, normal bireylerin engelliler hakkında daha duyarlı hale gelmelerini sağlamaktadır. Ayrıca normal çocukların zihin engelli çocuklarla sosyal bütünleşme içerisinde bulunması onları;

    Ø       Diğer insanların ihtiyaçlarına duyarlı olma

    Ø       Engelli bireylerle olan ilişkilere değer verme, geliştirme

    Ø       Diğer insanlara karşı gösterilen tolerans düzeyinde artış

    Ø       Kişisel gelişim

    Ø       Benlik değerinde yükselme

    Ø       Akranlarla olan kişisel statüde olumlu yönde değişiklikler

    Ø       Bireyler arası farklılıkları daha iyi değerlendirme

    Ø       Sosyal bilişlerde gelişim

    Ø      Sıcak arkadaşlık ilişkileri geliştirme, yönlerinden geliştiklerini göstermektedir (Kuz, 2001).

    1.1.2. Sosyal Bütünleşmenin Zihin Engelli Açısından Önemi

    Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; zihin engelli çocuklar iyi planlanmış, organize edilmiş ve gerekli koşulları yerine getirilmiş bir kaynaştırma eğitiminden, ayrıştırılmış eğitimden elde edecekleri kazançlardan daha fazlasını edinmektedirler. Öğrencilerin akademik ve psikososyal gelişimleri açısından normal çocuklarla bir arada olmaları, zihin engelli çocukların normal çocuklarla oynadıkları oyunlarda kendileri gibi engelli çocuklarla oynadıkları oyunlardan daha fazla ilerleme gösterdikleri bulunmuştur (Kuz, 2001). Zihin engelli çocukların sosyal bütünleşmesinin sağlandığı ortamlarda hem sosyal hem de sözel etkileşimlerinde artış gözlendiği ve engelli çocukların, akranlarıyla oynadıkları oyunlarda daha yüksek bir bilişsel seviye sergilediği gözlenmiştir (Fisher, 1999).

    Refleksiv davranışlar dışında insan davranışlarının hemen tamamı öğrenme sonucunda edinilen davranıştır. Çocuklar çevrelerindeki akranlarını ve yetişkinleri gözleyerek ya da onların davranışlarını öyküleyerek davranışlarını biçimlendirir, yeni davranışlar edinirler. Dolayısıyla çocuk, normal ortamlar içerisinde olağan insanlarla birlikte olduğu ölçüde toplumun beklentilerine uygun davranışlar edinme olanağını elde edebilecektir (Eripek, 1986).

    2. Okulöncesi Dönemde Zihin Engellilerin Sosyal Bütünleşmesinin Sağlanmasında Oyunun Kullanımı

    Geri zekalılık tanımına bakarak, zihin engellilerin oyun etkinliklerinin kullanılmasıyla sosyal bütünleştirilmesinin sağlanmasını açıklamak daha uygun olur. AAMR’ye göre “geri zekalılık hali hazırdaki işlevlerde önemli sınırlılıklar göstermektedir. Bu zihinsel işlevlerde önemli derecede normal altı, bunun yanı sıra uyumsal beceri alanlarından (iletişim, özbakım, ev yaşamı, sosyal beceriler, toplumsal yararlılık, kendini yönetme, sağlık ve güvenlik, işlevsel akademik beceriler, boş zaman ve iş), iki ya da daha fazlasında sınırlılık gösterme durumudur (Eripek, 1996, s. 9). Bu tanımadan da anlaşılacağı gibi zihinsel engelli bireylerin eğitim ihtiyaçları belirgin başlıklar altında ortaya çıkmaktadır. Bu başlıklardan, özellikle çocukların sevgi, güven, hareket, yaratıcılığını destekleyici ve estetik duygusunu geliştirici ortam, kendini tanıma, kanıtlama, özgürlük, diğer çocuklarla birlikte olma (Oktay, 2000) gibi ihtiyaçları belirginleşmektedir. Çocuk oyunları, bu sıralanan ihtiyaçların karşılanması ve bunların yanında; çocuk eğitimi ve gelişimi ile toplumsal kültür açılarından önemli olduğu gibi, eğitim bilimi ve ruh bilimi açısından da önem taşımaktadır. Eğitimbilimine göre çocukların eğitiminde en etkin yol oyundur. Çocuk yaşam için gerekli davranış, bilgi, beceri vb. şeyleri oyun içinde kendiliğinden öğrenir. İnsanlık ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, alışkanlık ve deneyim kazanmak, yaşam rollerini (annelik, babalık, mesleki vb.) anlama vb. olguları oyun içinde kavrar ve pekiştirir (Seyrek, Sun, 2000). Bu nedenledir ki; çocuk oyunları, işlevselliği ve bir o kadar da zihin engelli bireylerin okulöncesi dönemde eğitim ihtiyacı ve sosyal bütünleşmelerinde etkin rol oynamaktadır.

     

     

    2.1. Sosyal Bütünleşmede Kullanılabilecek Çocuk Oyunlarının Önemi

    Oyun çocuğun hayattaki en önemli işidir. Oyun yoluyla hayatta kalma becerilerini öğrenir ve içinde doğduğu karmaşık dünyaya ilişkin bir düzen arar ve bulur. Oyun yoluyla bedenini kontrol etmeyi öğrenir. Oyun yoluyla çevresindeki somut dünyayı araştırır ve keşfeder. Buna ilişkin bilgiler toplar ve düşünmeyi öğrenir. Yine oyun yoluyla duygusal sorunlarını dışa vurur ve ilkel duygularını kontrol etmeyi öğrenir. İnsanlarla daha duyarlı ve sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenir. Oyun yoluyla sosyal bir varlık olmayı ve kendi toplumu içinde yer almayı öğrenir. Kendini iyi hissetmeyi sağlar ve yaşamı dolu dolu yaşayabilmesi için gerekli becerileri kazanmasına yardımcı olur (Tüfekçioğlu, 2003, s. 8). Özellikle refleksiv davranışlar dışında insan davranışlarının hemen tamamı öğrenme sonucunda edinilen davranışlardır. Çocuklar çevrelerindeki akranları, yetişkinleri gözleyerek ya da davranışlarını öykünleyerek davranışlarını biçimlendirirler (Eripek, 1996). Oyun, bu derece geniş öğrenme ortamlarını zihin engelli çocuklara sunan etkinlikler bütünüdür. Bu nedenle sosyal bütünleşmede kullanılabilecek oyunlar, zihin engelli çocuklar açısından onların hem aktif öğrenme yaşantısı içerisine girmesine hem de sosyal bütünleşmesini sağlamaktadır.

    2.1.1. Çocuğun Eğitimi Açısından Önemi

    Çocuk oyunları, çocuk eğitimi  ve gelişimi ile toplumsal kültür açılarından önemli bir unsurdur. Eğitimbilimine göre çocukların eğitiminde en etkin yol oyundur. Çocuk, yaşam için gerekli davranış, bilgi, beceri ve alışkanlıkları oyun içinde kendiliğinden öğrenir. İnsanlık ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme vb. şeyleri oyun içinde kavrar (Seyrek, Sun, 2000). Çocuğun her alanda kendisini daha fazla tanımasına olanak yaratmaktadır. Çocuk canlandırdığı bir kimsenin özelliklerine bürünürken, kendini ve insanları farklı açıdan görmeye çalışır. Hayal ve yorum gücünü kullanarak çevresini geliştirir. Çocuk bu etkinlikler ile bir çok yaşantıyı öğrenip bunları kendi yaşantısıyla birleştirip yeniden düzenlemeler yapar. Hareketli, yaratıcılığa dayanan ortam, çocuğun zevkle çalıştığı ortamdır (D. ve Gönen, 2000).

    Oyun dil, bilişsel, sosyal, motor ve özbakım gelişiminin yansıtıldığı bir etkinliktir. Özellikle zihin engellilerin eğitimlerinde temel gelişim alanları olan bu; dil, bilişsel, motor ve özbakım gelişiminin olumlu yönde geliştiği etkinlikler bütünüdür. Zihin engellilerin eğitimlerinde bu gelişim alanlarının oyun sayesinde gelişmesini şu şekilde belirtebiliriz: zihin engelli birey oyun ile

    Ø       Özbakım ve oyun: Kendini ve vücudunun parçalarını en doğal yolla tanımasını sağlar. Vücut parçalarının işlevlerini en doğal yolla öğrenir. Vücut parçalarını başka fonksiyonlar için kullanmasını öğrenir. Günlük hayatı içinde kullanacağı çeşitli davranışları en doğru olarak kazanmasını öğrenir.

    Ø       Motor gelişim ve oyun: Büyük kasların motor gelişimi baş, gövde, kollar ve bacakların hareketlerini kapamaktadır. Küçük kasların hareket gelişimi ise, el ve ayak parmakların gelişimi ile ilgili becerilerdir. Çocuklar oyun sayesinde ince ve kaba motor gelişimlerini içeren bir dizi etkinlikleri yaparak motor gelişimlerini sağlayabilirler.

    Ø       Dil gelişimi ve oyun: Oyun konuşma ve taklit gibi unsurlardan yararlanarak doğa ve toplum olaylarının hayali bir ortamda canlandırılmasını sağlar. Oyun zihinsel engelli çocukların konuşurken kendine güveninin gelişmesi, konuşmanın gelişmesi, akıcılığın gelişmesi, kelime haznesinin gelişmesi, fikirlerin ifade edilmesi, insanlarla ilişki kurma becerilerinin gelişmesi, dinleme becerilerinin kazanılması ve gelişmesi, farklı durumlarda farklı dilin kullanılması, tanımlama, tartışma ve değerlendirme becerilerinin gelişimine katkıda bulunur. (Dalkılıç, Gönen, 2000)   

    Oyun ile zihin engelli çocuk duyduklarını, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiğini pekiştirdiği bir deney alanı bulacaktır. Sosyal bütünleşmenin sağlandığı ortamlarda zihin engelli çocuklar eğitimleri açısından uygun model bulma şansını elde edeceklerinden, eğitimleri yönünden uygun gelişme sağlanmış olacaktır.

    2.1.2. Çocuğun Ruhsal Gelişimi Açısından

    Oyun, çocuğun eğitimi açısından önemli olduğu gibi ruh gelişiminin de sağaltım aracıdır. Çünkü çocuklar oyun ile bastırdığı duygularını açığa vururlar ve böylece yetişkinlerin, onları daha iyi tanımasını sağlamış olacaklardır. Oyun sırasında çocuk gözlenip, oyun içindeki ve oyuna karşı davranışlarından ruhsal durumunun nasıl olduğu konusunda fikir edinile bilinir. Yetişkinler tarafından, daha iyi tanınan çocuğun gösterdiği davranış problemleri, gerektiğinde anne baba ve ruh hekiminin işbirliğinde bulunmasını ve çocuğun davranışlarının düzeltilmesini sağlayacaktır. Özellikle zihin engelli çocukların engelinden kaynaklanan davranış ve ruhsal sorunları ve bu çocukların gösterdiği savunma mekanizmaları –saldırganlık gibi- oyun etkinlikleri içerisinde düzeltilme olanağı ve bu davranış problemlerini uygun şekilde nötüralize etme olanağı bulunmuş olacaktır.

    2.1.3. Çocuğun Sosyal ve Duygusal Gelişimi Açısından Önemi

    Bir araya gelen iki küçük çocuk, daha birbirinin adını bile bilmeden oyun oynamaya başlarlar. Çünkü oyun çocukların ortak dilidir. Ancak birlikte oynayabilmek için oyuncakları paylaşmak gerekir. oyunun çekiciliği 3 yaşından başlayarak çocukları işbirliğine iter. Böylece oyun çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olur. Başlangıçta, küsme, mızıkçılık, çekişme gibi davranışlar görülse de bu davranışlar oyun içerisinde kaybolur. Çünkü oyunun tadı bencilliği geriye iter. Oyun aracılığı ile gelişen bu arkadaşlık ilişkisi giderek toplu oyunlarda daha düzenli bir işbirliğine yol açar.

    Sevgiden yoksun bir çocukluk gibi oyunsuz bir çocukluk da düşünüleme. S. Freud (1939) ruh sağlığını “sevmek ve çalışmak” olarak tanımlar. Bu nedenle oyun çocuğun sevme ve sevilme davranışları kazanmasında en etkin bir araçtır (Seyrek, Sun, 2000).

    Çocuk oyun ile; çevresinde kendisine yakın kişiler arası ilişkiler için gerekli becerilerini araştırır, dener, keşfeder. Farklı kimlikleri, rolleri oyun içinde dener ve böylece gelişimine önemli ölçüde model bulur. Oyun içinde “iyi ve kötü” rolleri kullanarak kişilik gelişimine katkıda bulunur. Travmatik bir olay yaşamış çocuklar oyun içerisinde bu duygusal sorunlarıyla baş etmeyi öğrenirler. Zihin engelli çocukların, engelinden kaynaklanan duygusal sorunlarını oyun ile aşılmaya başlanır (Tüfekçioğlu, 2003). Engelli çocuğun oyun ile kendine güveni artacağından duygusal anlamda daha sağlıklı birey olması sağlanacaktır. Engelli bireyin zihinsel performansındaki yetersizlik, oyun oynama becerilerinde çok etkili olmadığından çocuğun toplumla kaynaşması daha kolay olacak ve bu çocukların eğitimindeki en az kısıtlayıcı ortam kurulmuş olacaktır.

    2.2. Sosyal Bütünleşmeyi Sağlayan Çocuk Oyunlarının Özellikleri

    Oyunda içten gelen motivasyon vardır. Oyun bir süreçtir. Eylem sonunda elde edilecek sonuçlar değil eylemin kendisi önemlidir. Oyun haz vericidir. Oyun oynamayı ve oyunu çocuk kendisi seçer. “hadi sen ..... ol, -miş gibi yapalım, şimdi ..... olursa” gibi rol alma davranışlarını hayali oyunları da içerebilir. Oyunda çocuk kendi kendini yönetir. Oyun, oyunu oynayanların sözel, zihinsel ya da fiziksel olarak aktif katılmalarını gerçekleştirir (Tüfekçioğlu, 2003). Oyun çocuk için yetişkinlerin dünyasını keşfetmeye olanak tanır ve özgürlük ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılama olanağı sağlar (Önder, 2001). Engelli birey toplumun kendisinden beklediği davranışları oyun yoluyla öğrenme fırsatı yakalar. Topluma uyum süreçlerindeki ilk adımı oyun sayesinde atmış olacaktır. Toplumsal rolleri zihin engelli çocuk oyun içinde anlama, araştırma, keşfetme ve gerçekleştirme fırsatı yakalamış olacaktır.

     

    SOSYAL BÜTÜNLEŞME ÖĞRETİM OTURUMLARI VE KULLANILABİLECEK OYUN ETKİNLİKLERİ

    1. OTURUM: Çocukların içinde bulundukları çevreye dikkatle bakmalarını sağlamak ve gözlem becerisini arttırmak. Çocukların çevrelerindeki kişilere yada nesnelere karşı farkındalıklarını artırmak. Çocukların görsel hafızalarını geliştirmek. Bunun için uygun oyunlar:

    1. Çevremin Farkındayım: Çocukların bulundukları çevreye bir dakika boyunca bakmaları istenir. Sonra gözlerini kapatmaları istenir ve bulundukları ortamla ilgili şu sorular sorulur.

    Ayşe’nin yanında kim oturuyor?

    Kimin gözlüğü var?

    Sınıfta kaç pencere var?

    Kimin giysisinde kırmızı var?

    Oyunun sonunda insanların tıpkı bu oyunda olduğu gibi çevrelerine dikkatle bakarak insanlar, nesneler ve olaylar hakkında birçok özelliğin farkına varabilecekleri belirtilir (Dinkmeyer ve Dinkmeyer, 1982).

    2. Nesi Var?: Çocuklara nesi var oyununun oynanacağı belirtilir. Çocuklardan birine odada bulunan bir nesneyi ya da gruptan bir kişiyi aklında tutması istenir. Diğerlerinden ise bulundukları çevreye bir dakika boyunca bakmaları ve sonra gözlerini kapatmaları istenir. Çocuk tuttuğu şey hakkında diğer üyelere küçük ipucu verir ve diğer üyeler gözleri kapalı iken Nesi Var? Diye sorarak onun ne tuttuğunu bulmaya çalışır. Her çocuk aklından bir nesne tutana dek oyun devam ettirilir.

    2. OTUTUM: Çocuklara grup kuralları ve insanları gözleyip dinlemenin önemi anlatılır. Çocuklara iyi bir dinleyici olmanın hem iyi bir öğrenci hem de iyi bir arkadaş olmak için gerekli bir beceri olduğu söylenir. Çocuklar birini dinlerken konuşan kişinin yüzüne ve gözlerine baka

    4/4/2007 | Kategori: KAYNASTIRMA | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti


    EĞİTİMDE KAYNAŞTIRMA

    İnsanlarla ilişki kurma, doğumla başlar ve bütün yaşamımız boyunca gelişerek devam eder. İnsanlar ile ilişki kurmada en önemli faktörlerden birisi sözel iletişimdir. İletişimin gerçekleşmesi ve sürekliliği için bireylerin karşılıklı olarak mesajları algılayabilmesi ve uygun  mesajlar üretebilmesi gerekmektedir. Günlük yaşantıda yaygın olarak insanlar arasında

    kullanılan iletişim şekli konuşmadır. Konuşmayı öğrenme ise dilin kazanılması ile ilgilidir. Diğer insanlara nasıl davranılacağını bilmek bir başka deyişle sosyal gelişim, insan yaşamı için gerekli bir süreçtir. Sosyal ilişkilerin başarılı bir şekilde korunması ve sürdürülmesi dil ile ilgili iletişim becerilerine bağlıdır. İşitme engelli çocukların iyi eğitim görmedikleri zaman dil becerileri normal işiten yaşıtlarına göre daha geridir. Bu çocukların işitme yeteneğinden  yoksun olmaları kişiler arası iletişim kurmayı engellemekte, sosyal yaşamla ilgili tutum ve rollerin öğrenilmesinde bazı güçlükler yaratmaktadır. Oluşan bu güçlükler, olumlu sosyal davranışların erken yaşta yerleşmesini geciktirmekte ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

           Sözel davranışlar çocuklar tarafından öğrenilmesinde, iletişim kurulan çevrenin de önemi  vardır. Çocuk ilk sosyal ilişkileri ailede öğrenir. Bu ilişki daha sonra oyun çevresi ve okul çevresi ile gelişip biçimlenir. Sınırlı bir çevrede büyüyen özürlü çocukların pek çoğunun sağlıklı iletişim kuramamaları nedeniyle normal çocuklara göre kişiliklerinde düzensizlik ve uyumsuzluk ortaya çıkabilmektedir. Özel eğitim gerektiren çocuklar genellikle aile bireyleri, özellikle de kardeş ilişkilerinde yalnız kalabilirler. Anne ve baba aşırı koruyucu bir tutum geliştirirken engelli çocuk, kardeşlerine karşı uygun iletişim davranışları geliştirmeyebilir. Anne babanın aşırı  koruyucu tutumu sonunda özürlü çocukta bağımlılık gelişerek olumlu benlik kavramının  gelişimi engellenebilir. Bu ise özürlü çocuğun hem özürlü, hem de normal bireylerle iletişim  kurmasını daha çok zorlaştırarak toplum dışında bırakabilen bir birey olarak yetişmesine  neden olur ve kısır döngü içinde kalabilir.

               Aile içinde özel eğitime muhtaç bir bireyin bulunması, aile için tüm ilişki ve etkileşmeye çoğunlukla olumsuz yönde etkiler. olumsuzluk giderek kendini artıran bir kısır döngüye de dönüşebilir. Böylesi aile ortamları da özel eğitime muhtaç çocuğun gelişimi için uygun değildir. Sorun sadece aile içinde kalmamaktadır. Aile bir çevre içine yaşar. Onu o çevreden ayrı düşünmek mümkün değildir.

               Aileye birlikte özel eğitme muhtaç çocuk da o çevre içinde yaşar. Yaşamını o çevre içinde sürdürmek zorundadır. Toplumu oluşturan bireyler giderek oluşan bir takım kurallara uyarak varolanları kullanarak, belli yöntemlerle yaşamalarını sürdürürler. Belli şeylere alışmışlardır.

           Bunlara uyamayan, hemen fark edilir. Toplumun yaşam biçimine, kurallarına, onun kullandığı araç gereçlere uyamayan,ayak uyduramayanlar bir bakıma, özel eğitime muhtaçlar grubunu oluşturur. Özel eğitime muhtaç çocuk, bu açıdan bakıldığında, başkalarının yetersiz, kusurlu, eksik, itici, yardım edilmesi, korunması ya da sakınılması,kaçınılması gereken biri diye düşündüğü kişidir. Buradaki başkaları sözcüğü altını çizmekte yarar vardır. çocuğun etkileşimde bulunduğu ortam onun çevresidir. Sıkça kullanılan belirleme grupları doğal (fiziki) çevre, sosyal çevre gibi ikili ayırımdır. Doğal çevrede değerlendirmeye tabii tutulması gereken hususlar genellikle çocuğun günlük yaşamda (ev, sokak, okul) etrafında bulunan onun hareketlerini etkileyen nesnelerdir. Ev, evdeki eşyalar, evin durumu (merdiven, tuvalet vb.), aydınlatma, ısıtma, gürültü gibi durumlardır. Sokakta da aynı durumlar dikkate alınabilir. Okul için yukarda söylenenler aynen geçerli olmakla birlikte fazla,dan ders araç gereçlerinin de dikkate alınması gerekir. Sosyal çevre bireyin çevresinde onunla ilişki, etkileşimi olan bireyler ve kurumlardan oluşur. Burada önemli olan husus, sosyal çevreyi oluşturan husus ve kurumların kimler, neler olduğu kadar, bunların ele alınan bireyle ve birbirleriyle ilişkileri, tutumları, davranışlarıdır. Bunlar ise çok değişiklik gösterir. Yukarda belirtilmeye çalışıldığı gibi özel eğitime muhtaç bireydeki sapmayı çevresindekiler değişik biçimde algılar. Tutum ve davranışları da bunun etkisi altında  biçimlenir. Böylece soruna bakış açıları değişik olur. Çocuğun iletişim kurduğu çevre, çocuğun sözel davranışları kazanmasında da önemli rol oynar. Özellikle dil ile ilgili becerilerin kazanılmasında özürlü çocukların normal yaşıtları ile birarada bulunmaları etkili olmaktadır. Normal bir okulda izole eğitim gören özürlü çocuklar, sürekli kendileri gibi özürlü yaşıtlarıyla                    birarada bulunacakları için, sözel olarak öğrenecekleri hiçbir şey olmayacaktır. Onların davranışlar olacaktır. Son yıllarda özürlü çocukların   normal yaşıtlarıyla tam günlük normal okullarda birarada eğitime alınmaları, eğitimsel bir olay olarak ilgi çekmektedir. Bu sistemin diğer bir kolaylığı da çocuğun normal bir okulda tam gün  bulunmaya hazır olmasını kolaylaştırmaktır. Özürlü çocukların normal okullarda entegre eğitime alınmaları onların toplum içinde bir birey olarak yaşamlarını kısmen kolaylaştırmaktadır. Diğer yandan özürlü çocuğun okuldaki arkadaş grubuna katılması ve kabul görmesi, çocuktaki bağımlılık duygusunun azalmasına ve güven  duygusunun gelişmesine neden olmaktadır. Böyle bir entegrasyon çalışmasında özürlü çocukların normal çocuklarla olumlu sosyal ilişkiler  geliştirmesi öğretilecek ve en önemlisi de her iki grup için erken yaşta gelişen tutumların ileri ki yıllarda toplumsal bir yatırım olması sağlanacaktır. Entegrasyonun uygulanmaması  durumunda ise, özürlü çocuklar toplum dışı edilmekte ve kendi yeteneksizliklerini düzeltme fırsatı verilmemektedir. Normal çocuklar ise özürlü çocuklarla iletişim kurmadıklarından etkili iletişim stratejilerini bilinçli olarak   kullanmamakta ve özürlü çocuktan neler beklenebileceğini bilmemektedirler. Bu da iletişiminaksamasına neden olmaktadır Son zamanlarda özel eğitim alanında yapılan çalışmalar, entegrasyon üzerinde  Yoğunlaşmaktadır. Bir arada yapılan çalışmalarda çocukların daha kolay öğrendikleri kabul edilmektedir. Dış ülkelerde yapılan çalışmalarda özürlü çocukların olanaklar ölçüsünde normal çocuklarla birlikte eğitilmelerinin üzerinde durulmaktadır.

    Kaynaştırma Nedir?

      Son zamanlarda savunulan görüş ve uygulanan eğitim programlarının önemle üzerinde durduğu özürlü çocukların normal çocuklarla tek bir eğitim programında birleştirilmesi olan entegrasyonun gerekliliğidir: Entegrasyon,özürlü çocukların normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla normal sınıflarda eğitim  ve öğrenime özel bir şekilde dahil edilmesidir. Diğer bir deyişle, özürlü çocukların daha yapıcı psiko-sosyal ilişkiler kurmasını

      kolaylaştırmaktadır. Bu uygulama ile vurgulanmak istenen, her iki grubun iletişim yeteneklerinin birbirleriyle

    karşılıklı ilişkileri sonunda gelişeceğidir. Entegrasyonda önemli bir görüş de, normal ve özürlü  çocuklar arasında destekleyici ilişkilerin oluşturulmasının ve engelin kabul edilmesinin sağlanmasıdır. Bu da engelli ve normal çocukların bir arada eğitilmeleri sonucu olabilmektedir. Böyle bir eğitim, kabul etme sürecini  de artıracaktır. Aksi taktirde bireysel eğitim denemeleri de, reddetme sürecini artıracak ve  normal çocukların özürlü çocuklara olan olumsuz tavırları devam edecektir Denemeler ve uygulamalar engelli çocukların bireysel olarak normal sınıflara alındıklarında sözel yeteneklerinin daha çok geliştiğini göstermiştir.Entegrasyon programlarındaki çocuklar, diğerlerine göre daha sosyalize olmaktadırlar. İşitme engelli çocukların normal işiten yaşıtlarıyla bir arada aynı sınıfta eğitilmelerinin onları iletişim kuran kişiler yaptığı çocuğun sosyal ve kişilik gelişimi üzerinde çok etkili olduğu birçok araştırmalarla kanıtlanmıştır. Çocuk normal bir okul çevresinde arkadaşlarının model ve pekiştirici etkileriyle sosyal uyum için gerekli olan davranışları kazanacak ve yerleşen bu                 davranışlar ilerdeki yaşam için bir temel oluşturacaktır. En önemlisi normal okullarda işitme engelli çocuklar, normal işiten yaşıtlarının dil, düşünce ve davranışlarını gözleme fırsatı bulacaklardır. Bu ortam çocuğun dili öğrenmesini kolaylaştıracaktır.Normal ve engelli çocukların aynı fiziksel ortamda bulunmaları, normal çocukların özürlü  yaşıtlarına karşı daha olumlu tutumlar kazanmalarına yardım edecektir. Yine aynı şekilde özürlü çocuğun okuldaki arkadaş grubuna katılması ve kabul görmesi, ana-babanın diğer çocuklar içinde kendi çocuklarının başarılı olan yanlarını görmelerine, sınırlı olan yeteneklerini daha gerçekçi olarak değerlendirmesine ve buna göre tavır alınmasına yardımcı olacaktır. Böylece anne-çocuk arasındaki bağımlılık gittikçe azalacaktır. Entegre eğitim gören sınıftaki özürlü çocuklar, sosyal becerileri kazanmış ve normal eğitim süreçlerinde kısmen de olsa bir başarı elde etmiş olacaklardır. Sonunda okuldan  ayrıldıklarında büyük bir bağımlılık olmadan özürlü kişiler olarak normal toplumdan bazı becerileri kazanmış olarak yaşamaları onlar için daha iyi  olacaktır. Düzenlenen bir entegrasyon programında özürlü bireyler için şunlar amaçlanmaktadır:

     a) Özürlü çocukların okul düzenini tanımaları,

     b) Uyum sağlamaları,

     c) Okuldaki uygun davranış biçimlerini görmeleri,

     d) Normal çocuklarla nasıl iletişim kurabileceklerini öğrenmeleri,

      Normal çocuklar için ise şunlar amaçlanmaktadır:

     a) Dil ve diğer davranışlar için iyi model olmaları,

      b) istenilen davranışları pekiştirmeleri,

      c) Dil gelişimini hızlandırıcı teknikleri öğrenip, eğitici rolünü üstlenmeleri,

      d) Etkinliklerde eşitlik davranışı içinde karşılıklı doyum sağlamaları.Erken yaşlarda yerleşen bu tutumlar, her iki gruptaki çocuklar için de ileri ki yıllara toplumsal

     bir yatırım olmaktadır.

    Kaynaştırmada Öğretmenin Etkisi:

     Entegrasyonda uygun bir programın hazırlanmasının yanı sıra, eğitimcinin de bu programı uygulayabilmesi, programı desteklemesi önemlidir. Diğer önemli bir nokta da, normal ve özel eğitim öğretmenlerinin işbirliği içinde olmaları, normal ve özürlü çocukları bir arada eğitebilecek aralarındaki ilişkiyi artırabilecek uygun programlar düzenlemeleridir.

    Bu programların uygulanmasında görev alan öğretmen devamlı olarak, gruptaki her çocuğun dikkatini kontrol etmeli, ifadelerini basitten karmaşığa doğru düzenlemelidir. Normal sınıf öğretmenleri özürlü çocuğa sorular sorarak hem çocuğun dikkatinin konu üzerine

    çekilmesine, hem de çocuğun konuya katılmasına yardımcı olmalıdır. Böylece grupta çocuğun soru sorma ihtiyacı teşvik edilmiş, yaşıtlarının konuşmasına dikkati çekilmiş olacaktır.Doğal konuşma ortamı içinde, çocukların soru sorma, düşüncesini söylemede öğretmen desteğine gereksinimleri vardır. Öğretmenler, tüm gözlerin konuşmacı üzerinde odaklanmasını ve grup tartışmalarında dikkatlerin konuşmacı üzerinde toplanmasını sağlayabilirler. Bu da  çocuklara tartışmada konuşmacı değişikliğinin algılanmasında yardımcı olacaktır.Tüm çocuklar sınıf öğretmenlerini model alarak geniş gruplara katılmayı öğrenirler. Böyle bir  ortamda engelli çocuğun da olması, iletişime ait becerileri kazanmasında büyük yarar sağlayacaktır.Duffield (1980)’ e göre eğitimci grupta engelli çocukların etkileşimde yeterli bir duruma

    gelebilmeleri için aşağıdaki belirtilen noktalara dikkat etmelidir:

    1. Engelli çocuğun çevreden kendisine yöneltilen uyarıcıları algılaması ve bunlara uygun  tepkiler vermesini sağlamalıdır. Örneğin: İsmi söylendiğinde çağıran kişiye bakma veya ne  istediğini sorma gibi

    2. Çocuklar istek ve ihtiyaçlarının karşılanması için iletişimi başlatabilmelidirler. Bu becerilerin kazanılması için eğitimci ve diğer yetişkinler çocuğa model olmalıdır. Örneğin: Çocuk süt  istiyorken sütü gösterdiğinde eğitimci “süt içmek istiyorsun” diyerek çocuğa yardımcı olur.

     3. Engelli bireyler grupta bazı olayları anlayamaz ve açıklamaya ihtiyaç duyabilirler. Ancak bunu ifade edemezler. Bu durumda eğitimci sorular yönelterek söylenenlerin anlaşılıp anlaşılmadığından emin olmalıdır.

     4. Engelli çocuklar normal gelişim gösteren yaşıtları gibi sosyal etkileşim sırasındaki davranışları ve tutumları yetişkinlerin küçük müdehaleleri ile kazanamazlar. Bazı özel teknikler burada da kullanılabilir. Bunlar;

                       a. Model olma

                       b. Ödüllendirme

                       c. Soru sorma

                       d. İstenilenlerin tekrar edilmesi

                       e. İpucu verme

                       f. Genişletme

                       g. Göz kontağı kurma

                       h. Rol değiştirme

                       i. Geri iletim

                       j. Cümle tamamlama

                       k. Davranışın sözel ifadesi

     İyi organize edilmiş, planlı bir entegrasyon uygulaması neleri içermektedir?

     Bu soru, entegrasyonun amacına varsayımlarına ve entegrasyonun hangi yöntemle yapılacağında ait bilgileri içermektedir.

    Entegrasyonun Varsayımları

     1-) Engelli çocuğun, normal gelişim gösteren yaşıtları tarafından kabulü artabilir.

      2-) Engelli ve normal gelişim gösteren çocuklar arasında sosyal iletişim artabilir

     3-) Engelli çocuk, normal gelişim gösteren çocuğu model olarak sosyal, zihinsel yeteneklerini  geliştirebilir ve bunları etkili bir şekilde kullanılabilir.Entegrasyonun amacı, tabii ki sadece özürlü çocuğun gelişimine katkıda bulunmak değildir.Başarılı bir entegrasyon, aynı zamanda normal gelişim gösteren çocuğun gereksinimlerini de karşılayabilen, onların kapasitelerini kullanabilecekleri fırsatlar yaratan entegrasyon uygulamasıdır. Yaşantı içinde birçok deneyim, önemli bir ölçüde yaşıtların birbirleriyle kurduğu iletişim aracılığıyla kazanılabilir. Normal gelişim gösteren çocuğun özürlü yaşıtıyla kuracağı ilişkilerden kazanabileceği çok önemli hayat deneyimleri vardır. Başka birisine yardım edebileceğini bir şeyler öğretebileceğini hisseden çocuk, duygusal ve zihinsel olarak da bir gelişim kaydedebilecektir .Entegre grup içinde normal gelişim gösteren çocuk, eğitimci rolünü üstlenerek özürlü çocuğu yönlendirir ve böylece aralarında kurulan bu ilk dayanışma

    deneyimleriyle her iki grup çocuğun gelişimine olumlu katkılar sağlanabilir. Ancak entegrasyon sırasında normal gelişim gösteren çocuğun sürekli ön planda olması iletişimin aksayan yönüdür. iletişimin iki yönlü olması amaçtır. Böylece her iki grup da bu etkileşimden değişik şekillerde fakat olumlu yönde etkilenecektir. Tabi bu bütünleşme ancak normal ve özürlü çocuğun hazır bulundukları noktada, gerçek amacına ulaşabilir. Bu nedenle normal çocuğun ve özürlü çocuğun entegrasyon uygulamasına hazırlanması ilk koşul olarak düşünülmelidir Entegrasyon ilk planda çocuğun sosyal- duygusal olarak hazır bulunduğu noktada başlatılabilir.

    Entegrasyon uygulamasında, entegre edilen özürlü çocuklara ve normal çocuklara ait özellikler de önemlidir. Entegre edilecek özürlü çocuğun diğer çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek ve uygulamaya ket vurabilecek anti-sosyal davranışlarının kontrol altına alınması gerekir. Örneğin; grubun düzenini bozacak, saldırgan davranışı olan ya da otoriteyi kabul etmeyen disiplin problemi olan özürlü bir çocuk, entegrasyon programı içine alınamaz.

    Normal gelişim gösteren çocukların da kendi aralarında yerleşmiş, uyumlu bir düzenlerinin olması önemlidir. Okula yeni başlayan ve çeşitli uyum problemleri olan çocukların bulunduğu bir sınıfta entegrasyon u başlatmak hata olacaktır. Bundan başka, normal çocuk-özürlü çocuk oranı entegrasyonun amaca ulaşması ve her iki tarafın da bundan etkili bir şekilde yararlanabilmesi için önemlidir. Entegre edilen grup içinde özürlü çocuk sayısı arttıkça, özürlülerin birbirlerini tercih oranı artmaktadır, oysa amaç iki grubun birbirine kaynaşmasıdır. Engelli çocuğu normal çocuklar içine katılımı, aşamalı olarak gerçekleştirilir. Engelli, Engelli çocuk, Engellinin getirdiği engellemelerden  dolayı, dil-zihin-motor-sosyal ve duygusal gelişim alanlarında sınırlı bir düzeydedir. Rehberliğin amacı, çocuğu ulaşabileceği en düzeye getirmektir. Bu amaç doğrultusunda, özürlü çocukların önce benzer özellikleri taşıyan diğer yaşıtlarıyla birarada olabilecekleri düzenlemeler yapılır .Bu "izole eğitim', olarak tanımlanan bir eğitim şeklidir. Bu izole eğitim, grup ve bireysel eğitimi içerir. Başlatılan bu gurup eğitimi, bir gurup içinde belli sosyal kurallar -çerçevesinde davranma deneyimlerini kazandırır ve bu da çocuğun sosyal gelişimi açısından önemli katkılar sağlar. Bireysel eğitim ise her çocuğa özgü

    özel destekleri kapsar. Bu izole eğitim, entegrasyon uygulaması için bir ön koşuldur. Özürlü çocuk önce belli etkinlikler sırasında kısa süreli- olarak ve küçük gurup içinde entegre edilir. Entegre edilen koşul ve entegrasyon süresi entegrasyonun başarıya ulaşması için önemli

    kriterlerdir. Normal ve özürlü çocuğu, akademik olarak gelişimsel geriliklerinin ortaya çıkacağı etkinlikler sırasında biraraya getirmek, entegrasyonun aksayan bir yönü olarak düşünülebilir. Entegrasyon yapı-yapılandırılmış etkinlikler sırasında (öykü-sanat-dramatizasyon, jimnastik) ya da serbest oyun sırasında yapılabileceğini savunan görüşler vardır. Biz, her iki entegrasyon koşulunu bir bütün olarak düşünüyoruz-çünkü her iki koşulda da çocukları değişik fırsatlardan yararlanabilecekleri inancındayız. Ancak oyun, çocukların kendi-kendilerini ifade edebilecekleri, yaratıcı potansiyellerini geliştirebilecekleri en doğal ve en aktif öğrenme ortamıdır. Çocuklar arasında iletişimi başlatan en etkin araçtır. Oyun, normal ve özürlü tüm çocuklar için değişmeyen evrensel bir ihtiyaçtır. Oyunun gelişime ve öğrenmeye katkısı, entegrasyon ortamı için, çok önemli ipuçları vermektedir. Özürlü çocuklar, gelişimlerindeki engellemelerden dolayı, oyunu başlatma ve sürdürmede normal gelişim gösteren çocuklar gibi başarı göstermezler. Yapılan birçok dış kaynaklı araştırma ve 1985-1986 yılında bölümümüzde yapılan bir araştırmada özürlü çocukların zihinsel ve sosyal oyun gelişimlerinin kendilerinden 3-3,5 yaş küçük normal çocukların düzeyinde olduğu bulunmuştur. Yine yapılan çalışmalar, özürlü çocukların izole eğitim sırasında fazla iletişim davranışlarını gerektirmeyen "Peki, bütün Bu entegrasyon uygulaması içinde eğitimcinin fonksiyonu nedir? Entegrasyonun başarıya ulaşmasının sorumluluğu büyük ölçüde eğitimciye aittir. ilk olarak eğitimcinin "eğitimcilik formasyonu» önemlidir. Eğitirnci normal çocuk ve özel eğitim gerektiren çocuk hakkında uygun eğitim programlarını hazırlayabilecek  ve gerekli yönlendirmeleri yapabilecek kadar bilgi sahibi olmalıdır ". Eğitimci, uygulamanın çocuk açısından sorumluluğunu üstlenirken, ailenin bu konudaki değerlendirmelerini de gözönüne  almalıdır. Hem normal gelişim gösteren çocukların ailelerinin hem de özürlü çocukların ailelerinin uygulama hakkındaki görüşlerini almak, entegrasyonda aksayan yönlerin saptanması ve yeni düzenlemelerin yapılması için önemli sayılmaktadır. Çocukların entegrasyon u kadar ailelerin entegrasyonuda önemlidir. Aileler arasında kurulacak dayanışma bağları, programın başarıya ulaşmasında eğitimciye yardımcı olacaktır. Bilinçsizce yapılan entegrasyonun en az özürlü çocuğun normallerden izole edilmesi kadar hatalı olacağı

    unutulmamalıdır. Ancak bunun sorumluluğunu sadece eğitimcilere ya da bazı kurumlara vermek hatalı olacaktır, biz tüm toplum olarak özürlü çocukların toplum içindeki haklarının savunucusu olma sorumluluğunu üstlenmeliyiz.

    Kaynaştırma Eğitiminde Etkinlikler

    Entegre eğitimde yapılandırılmış ve yapılandırılmamış tüm etkinlikler gerçekleştirilebilir.Masa Etkinlikleri: Engelli çocuklar normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla birlikte oldukları zaman etkileşim problemleri belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Engelli çocukların normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla iletişim kurmaları oldukça güçtür. Bu etkinliklerde iki grupta çok rahat ve mutlu olur. Masa etkinliklerinde yardımlaşma, paylaşma ve işbirliği yapma gibi sosyal

    özellikler gibi sosyal etkileşim için fırsatlar sağlanmaktadır. İki grup çocuk da kendilerine güven kazanırlar.

    Oyun: Çocukların rol alabilecekleri serbest oyunlar programda yer almalıdır. Engelli ve normal gelişim gösteren çocukların etkileşimi için en ideal etkinliklerden birisi de serbest oyundur. Bu saatte çocuklar birbirlerini model alırlar ve böylece oyun engelli çocukların gruba uyumuna yardımcı olur. Oyun çocukların yaratıcılıklarını taşıyabilecekleri ve kendilerini ifade edecekleri bir ortamdır. Engelli çocuklar gelişimlerindeki engellemelerden dolayı oyunu başlatma ve sürdürmede normal yaşıtları gibi başarı gösteremezler. Çocukların dramatik ve sembolik oyunlarda paylaşma, yardımlaşma ve işbirliği gibi olumlu sosyal davranışları ileri ki yaşantılarına taşıdıkları görülür. Sakin ve hareketli grup oyunlarında iki grup çocukta da kendine güven, sıra bekleme, kurallara uyma, sözel beceriler kazanma vb. Birçok özellik gelişir.

    Zengin bir çeşitlilik gösteren çocuk oyunları çocuk gelişiminin her alanında belirli gereksinimleri karşılamaktadır. Oyun ile bilgi ve davranış biçimleri asıl bağlamlarından çıkarılarak yeni birleştirmeler içine konur, tekrarlanır ve pekiştirilir. Dış dünyadaki kurallar, kavramlar, değerler ve nesneler arasındaki ilişkiler çocuk tarafından oyun sırasında özümlenir, örgütlenir. Oyunun etkili olduğu alanlardan biri de dil gelişimi alanındadır. Sözcük anlamları üzerine dayalı bilmece ve şakalar, sözcüklerle oynanan oyunlar, çocuğun dildeki anlam örüntülerini daha iyi öğrenmesine yardım ederken, dil üstü sezgilerin gelişmesine

    katkıda bulunur. Çocukların dili sadece oyun ve eğlence aracı olarak kullanmalarını sağlayacak girişimlerin artırılması ve çeşitli yaş gruplarına yayılması gerekliliği, bu konuda yapılan araştırmalarla vurgulamaktadır. Oyun, iletişim bozukluğu olan çocuklar için sadece oyun oynamaktan çok, bazı şeyleri deneyip yapma yoluyla kazanmada önemli rol oynamaktadır

    Anadili Etkinlikleri:Bu çalışma engelli çocukların grup içinde dili anlama, cümle kurma, sözcük dağarcığını geliştirme, düzgün telafuz edebilme, dili kullanabilme fırsatını bulduğu etkinliktir. Ancak Engelli çocukların bazıları dili öykü anlatacak ya da oluşturacak kadar kullanamayabilirler. Ancak hikaye öncesinde basit cümlelerden oluşan parmak oyunu, tekerleme, şiir bu çocukların dili öğrenme ve grup içinde kullanmalarında yardımcı olan önemli bir etkendir. Hikaye sonrasında uygulanan küçük dramatizasyonlar, taklit oyunları ya da

    mimler bu çocukların da becerilerini geliştirir ve yaratıcılıklarına katkıda bulunur. Müzik Etkinlikleri:Grup müzik etkinlikleri çocuklara dikkat, öz denetim, benlik kavramı gelişimi, gelişimi, müziksel koordinasyon gelişimi, seslere karşı duyarlılığın gelişimi gibi pek çok

    bakımdan yararlıdır. Müzik doğal olarak dinleme ve seslerin farkında olma yı içerdiğinden çocukların kulak ve ses eğitiminde önemli bir araçtır. Çocuklar müzik dinlemekten ve müziğin ritmine göre hareket etmekten hoşlanırlar. Engelli çocuklar da grup içerisinde bu aktivitelere katılarak güven kazanırlar. Fen Ve Doğa Çalışmaları:Bu çalışmalar yaparak yaşayarak öğrenme imkanı sağlaması bakımından tüm engelli çocuklar için yararlı etkinliklerdir. Engelli çocuklar bu sayede birçok kavramı öğrenebilirler.

    Kaynaştırma Eğitiminde Çevre Düzenlemesinin Önemi:

    Entegrasyonun çocuğun gelişimine etkili olabilmesi için, öğrenme sürecinin oluştuğu çevrenin

    öğrenmeye uygun bir biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Özürlü çocukların normal yaşıtlarıyla birarada bulunduğu Sınıflarda bu düzenlemenin önemi büyüktür. Birlikte oturma ve aynı sırayı ortak kullanma,iletişimi etkileyen etmenler arasındadır. Özellikle engelli çocukların tüm aktiviteler süresince normal işiten çocuklarla beraber oturması, dinleme ve gözlem yapmada, birkaç cümleyi içeren bir fikre katılmada, ortaya çıkma cesaretinin artmasında rehberlik edecektir. İşitme engelli çocuklar, kendilerini normal işiten çocuklarla karşılaştırdıklarında aynı sınıf düzenine sahip olmaları onlar için gerçek bir avantaj olacaktır. Böyle bir düzen içinde kısa süreli de olsa kendi yetersizliklerini azaltma şansları olacaktır. Normal işiten çocuklar kadar olmasa bile birtakım yeteneklerini geliştirme imkanı bulacaklardır. Uygulama alanında çalışan kişilerin gözlemlerine göre küçük grup etkinliklerinde işitme kaybı olan çocuğun dört veya beş normal işiten çocukla beraber çalışması ve oynaması uygundur. Özürlü çocukların, normal çocuklarla birarada eğitim görmesi konusunda en ısrarlı olanlar genellikle bu çocukların aileleridir. Bu aileler, normalgörünme ve normal olarak kabul edilebilmeyi arzulamaktadırlar. Gerçekte ise lisan ve iletişim yetersizliği olan genç özürlü çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, özel konuşma eğitimidir. Bu eğitimin çocuğa erken yaşlarda verilmemesi, bir daha geri dönüşü olmayan zaman kayıplarına yol açar. Öğrenme ve lisanını geliştirme eksikliğinin yanı sıra, sürekli sıkıntı duyacağı ve belki de başarısız olacağı bir ortamda bulunmasının, çocuk üzerinde uzun vade de travmatik sonuçlar doğurabilecek psikolojik etkileri de olacaktır. Bu durum genellikle engelli hiç bir zaman kabullenemeyen ve onun üstesinden gelemeyen, eğitilmiş fakat arazlı kişilerin doğmasına yol açar.

    Kaynaştırma Eğitiminde Aşamalar:

    Okulda müdür başkanlığında bir grup kurulmalıdır. Bu grupta; özel eğitimci, psikolog, doktor, sınıf öğretmeni, rehberlik uzmanı, çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı, personel bulunmalıdır. Hedef kitle belirlenmelidir. Unutulmamalıdır ki eğitim alan çocukların ailelerinin tutumları da çok önemlidir. Aileler eğitilmelidir. Beyin fırtınası yaparak çözüm yolu ve önerileri belirlenmelidir.Normal gelişim gösteren çocuklar eğitilmelidir. Yeni katılacak arkadaşlarının neleri yapıp neleri yapamayacakları açıkça anlatılmalıdır. Engelli çocukta bu eğitime başlamadan hazırlanmalıdır. Sınıftaki öğrenci sayısının yüzde onu kadar engelli birey sınıfa alınabilir; ancak engelli çocukların hepsi bir anda eğitime başlayamaz. Bir öğrenci uyum sağladıktan sonra diğer

    engelli öğrenci sınıfa katılabilir. Sınıfın fiziki şartları gruba katılacak engelli çocuğa göre düzenlenmelidir. Okulda gerekli sağlık personeli bulunmalıdır. Kaynaştırma eğitiminin ne zaman yapılacağı kararlaştırılmalıdır. İlköğretimse müzik ya da resim gibi neşeli geçen dersler seçilmelidir. Başlarda bir ya da iki ders yeterli olacaktır. Sınıfta ders programı aynen devam eder. Ancak verilişte farklı yöntem ve teknikler kullanılabilir. Düzenli olarak gözlemler yapılmalıdır. Herkesin duygu ve düşünceleri paylaşılır. Yeni katılan birey tüm bu aşamalardan geçti ve iki grup çocukta mutlu ve başarılı olduysa yeni bir engelli birey sınıfa katılabilir.

    Engelli Çocukların Entegrasyonuna İlişkin Araştırmalar:

                   Tenesse Üniversitesi' nde; 1984 yılında okul öncesi çağındaki işitme özürlü çocuklar % 65-% 75'i entegre eğitimi + bireysel destekleme eğitimi tekniği ile normal devlet okullarına başarı ile kazandırılmıştır. Bu oranın dışında kalanlar da eğer devletin birinci sınıfa kayıt için öngördüğü yaş olan altı yaşından sonra da terapiye devam etmiş olsalardı, onların da normal okullara katılımları sağlanabilecektir. Avrupa'da, entegre eğitimi + bireysel destekleme eğitimi tekniğinin kullanıldığı merkezlerdeki

    entegrasyon oranı % 60 ile %,90 arasında bildirilmektedir. Bu sonuçlar, bu tekniğin aileleri gerekli eğitim, mali durum ve zamana sahip olmasalar dahi iki ya da üç yaşında terapiye başlayan işitme engelli çocukların entegrasyonunda mükemmel derecede başarılı olduğunu göstermektedir. Dahası, çocukların birinci sınıftan sonra terapiye devam edebildikleri merkezlerden veya çocuk/ebeveyn programı uygulayan merkezlerden alınan sonuçlar, entegrasyon u sağlanan çocukların istisna olmadığını göstermektedir. Minnesota Üniversitesi' nde Roger Johnson, David M.Johnson, Nancy De Weerdt, Virginia Lyons ve Brian Zaidmentora (1982) yaptıkları bir çalışmada ağır uyumlu özürlü çocuklar (bu uyum normalsınıf uyumu olarak tanımlanmayan uyumdur) ile bilim sınıfının yedinci sınıfındaki normal çocuklar arasındaki ilişki ve iletişim üzerinde, kooperatif ve bireysel öğrenme deneyinin etkileri karşılaştırıldı. 13-19 yaşları arasındaki yedinci sınıf öğrencilerinden 28 erkek + 20 kız olmak üzere 48 öğrencilik bir grup oluşturuldu. Bunlardan 9 tanesi ağır uyumlu engellidir. Sınıf faaliyetlerinde iki tip sınıf düzeni kurulmuştur. Özürlü çocuklar bazı faaliyetlerde bir özürlü bir normal çocukla, bazı faaliyetlerde de özürlüler, normal çocuklarla birlikte grup yapılmıştır. Araştırma kooperatif (grup) durumunda ilişkiler araştırılmıştır. Sonuçta, kooperatif ve bireysel öğrenme istemleri karşılaştırılmış; kişiler arası iletişim ve etkileşimin engelli ve normal çocuklar arasında olan iletişim ve etkileşimi artırdığı gözlenmiştir. Elde edilen bilgiler, hafif engeli i çocukların, kooperatif öğrenme işlemlerinden yararlanıldığında, normal sınıflar içinde entegrasyonda daha çok başarılı olduklarını göstermiştir. Bireysel öğrenme işlemi yerine

    getirildiğinde, kooperatif işlemleri yerine getirildiğinde geleneksel rekabetten dolayı, kooperatif öğrenme işlemlerinde çocuklar daha başarılı bulundular. Kooperatif öğrenmenin verdiği izlenim, herhangi bir engelli herhangi bir akademik alanda normal çocuklarla yapıcı ilişkiler içinde başarılı olarak entegre edileceği vurgulanmıştır. Kooperatif durumda bireysel durumdan daha fazla olarak bağımsız zaman (serbest zaman) sırasında engelli çocukların kümeleşmesi daha fazla olmuştur. Kooperatif durumda bireysel durumla mukayese edildiğinde, yapılandırılmış bağımsız zaman sırasında aktivite içinde, daha fazla normal ve engelli öğrenciler yeraldılar. Ayrıca daha az engelli çocuk, diğer öğrencilerden ayrılarak aktivitelerde yer almışlardır. Normal çocuklar kendi engeli arkadaşlarıyla, bireysel durumdan daha fazla olarak, kooperatif durumda daha çok istek göstermişlerdir. Sonuçta engeli i çocuklar, bireysel durum içindekinden daha çok, kooperatif durumda "gruba ait olma" duygusuna sahip olmuşlardır. Bireysel durum içindeki engeli i çocuklar kendilerine yapılan akademik destekten daha fazla olarak, normal arkadaşlarından destek almışlardır. Kooperatif

    durum içindeki normal çocuklar, engelli arkadaşlarına daha başarılı olarak bakmışlardır. Bireysel durumla kıyaslanan kooperatif durumdaki normal öğrenciler az bireysellik ve çok kooperatiflik göstermişlerdir. Bireysel durumdan sonra kooperatif durumdaki normal ve engelli çocuklar arasında daha fazla görev, idare ve sosyal iletişim/ etkilemişim yer almıştır. Bu hem bireysel etkileşim hem kooperatif etkileşim için geçerlidir. Normal çocuklar, kooperatif durumda engelli grup arkadaşlarından daha iletişim başlatmışlardır. Ayrıca normal çocuklar arasındaki iletişim/etkileşim karşılaştırıldığında daha fazla görev idare iletişim/etkileşim kooperatif durumda yer almıştır. Normal öğrencilerde engelli arkadaş grupları arasındaki iletişim/etkileşim sırasında manalı bir farklılık bulunamamıştır. Bu çalışmada normal ve engelli çocuklar arasında sosyal yaklaşım ölçümleri de yer almıştır. Heterojen kooperatif öğrenme gruplarında normal çocuklar ve ağır uyumlu engellilerin yer almasını kişilerarası yakınlaşmayı daha da ilerlettiği gözlenmiştir, Bu ilerleme aynı. sınıf içinde bireysel çalışmadakinden daha fazladır. Bu sonuçlar ağır engelli çocukların kooperatif olarak yapılandırılmış sınıf aktiviteleri sırasında norrmal arkadaşlarıyla yapıcı ilişkiler içinde başarılı olarak entegre edilebileceklerini göstermiştir.

    Harry Wittoemann (1972) yaptığı bir çalışmada, sekiz-onbir yaş grubu normal işiten ve işitme engeli i çocukların (düzenlenen entegre programla) ilet