b b b b b
KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİ NEDİR?
Kaynaştırma: Özel eğitim gerektiren bireylerin, yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan destek eğitim hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarını kapsar.( Akt. Kuz 2001)
Kaynaştırma her düzeyde, okulöncesinden başlayarak daha ileri yaşlarda da yapılabilir. Entegrasyonun esasları, her düzeyde aynı temel prensiplere dayanmaktadır. Temel becerilerin kazanılması açısından okulöncesi dönemdeki entegrasyonun önemi büyüktür. Çünkü bu dönemdeki kazançlar, daha sonra gelişecek beceriler için temel oluşturmaktadır. Okulöncesi eğitiminde amaç, çocukların gelişim özelliklerini yetenek ve bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak, onların dil, zihin, motor, sosyal ve duygusal beceri gelişimlerini desteklemektir. Normal gelişim gösteren çocuklar için olduğu kadar özürlü çocuklarında yeteneklerini geliştirmeleri, çevreleriyle uyumlu olabilmeleri olumlu sosyal iletişim kurabilmeleri okulöncesi dönemden itibaren desteklenmelidir. Çocuğun küçük bir grupta kabul görmesi, olumlu benlik gelişimine neden olacak ve topluma uyum göstermesi için atılan ilk temel adım olacaktır. Özürlü çocuk, iyi organize edilmiş planlı bir entegre eğilim programına alınacak olursa, farklı gelişimsel özellikleri olan normal çocukları model olma, gözleme fırsatından yararlanabilecektir. Ve bu durum, özürlü çocuğun gelişimsel ve sosyal davranışları bakımından ilerleme kaydetmesinde, etkili bir koşuldur. Bütün bu düşünceler ve yapılan bilimsel araştırmalar entegrasyona duyulan gereksinimi ortaya koymaktadır.
KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNİN TARAFLARI
1-Engelli Öğrenciler: Yapılan araştırmalara göre engelliler gerekli koşulları yerine getirilmiş bir kaynaştırma eğitiminden, ayrıştırılmış eğitimden elde edecekleri kazançlardan çok daha fazlasını elde edebilmektedirler ( Saint-Lauren ve Lessard, 1991, Akt.Kuz,2001 )
Engelli çocuklar kaynaştırmayla, sosyal ve eğitimsel yaşamda akranları ile birlikte olabilme, onları model alarak, daha geniş bir toplum tarafından benimsenen davranış repertuarı ve repertuar içinde yer alan becerileri geliştirebilme ve öğrendikleri yeni davranışları uygulama fırsatını elde ederler. Bunun sonucunda engelli bireyin toplum tarafından dışlanmasına neden olan tipik engelli davranışlarının azalması sağlanacak ve çocuğun sosyal kabulü, uyumu ve etkileşimi artacaktır. ( Akt. Avcı, 1998, Akt. Kuz 2001)
Akranları ile birlikte çeşitli etkinliklerde bulunması sonucunda da bu bireyler kendilerine olan güvenlerini artırabilirler ve daha geniş bir topluluğa ait olma ve değerli olma duygularını yükseltebilirler ( Baydık, 1997; Kids Together Inc., 2001 , Akt. Kuz 2001)
Engelli öğrencilerin normalde akran ilişkilerinde sorunlar vardır ve sosyal becerileri bozuktur. Ancak bu öğrenciler kaynaştırmayla birlikte arkadaşlık geliştirmekte, arkadaşlarının evlerine ziyarete gitmekte, sınıf arkadaşları ile birlikte aktivitelere katılmaktadırlar. Bu öğrenciler sınıf aktivitelerinde özel ödüller almışlar ve önemli görevlere seçilmişlerdir ( Walther- Thomas, 1997, Akt. Kuz 200 )
2-Normal Gelişim Gösteren Öğrenciler: Helmstetter, Peck ve Giangreco 1994 yılında engellilerle birlikte eğitim gören çocuklar üzerinde yaptıkları bir çalışma sonucunda şu bulgulara ulaşmışlardır:
3- Engelli Çocukların Aileleri: Bu konuda yapılan çalışmalara göre engelli çocuğa sahip olan aileler kaynaştırma eğitimine genelde olumlu yaklaşım göstermektedirler. Bu kişiler çocuklarının etkileşimde bulunduklarını ve gelişim gösterdiklerini gördükleri zaman çocukları hakkında daha gerçekçi yaklaşımlara sahip olabilmektedirler.
4- Öğretmenler: Walther- Thomas (1997)’ın yaptığı araştırmaya göre, özel ve genel eğitim öğretmenleri kaynaştırma uygulamasının kendileri için faydalı olduğunu bildirmişlerdir. Engelli çocukların eğitimi için diğer özel eğitimcilerden aldıkları bilgilerin kendilerini mesleki açıdan geliştirdiğini söylemişlerdir.
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ EĞİTİMİ
Temel Kavramlar ve Önem
Erken eğitim, 0-6 yaş (0-72 ay) çocukların ev ve kurum ortamlarında bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini desteklemek amacıyla yapılan eğitime denir. Erken eğitim, 0-3 (0-36 ay) takvim yaşına sahip çocuklar için erken çocukluk eğitimi dönemi; 3-6 (37-72 ay) takvim yaşına sahip çocuklar için ise okulöncesi eğitimi dönemi olarak iki aşamaya ayrılmaktadır.
Bu dönemlerde çocukların gelişimleri çok hızlıdır ve çocuklar bir çok beceriyi öğrenmeye hazırdırlar. Çocuklar bu dönemde anne-babalarından, erken eğitim kurumlarından, arkadaşlarından ve çevrelerinden birçok beceri öğrenerek eğitimin daha sonraki basamakları için gerekli alt yapıyı oluştururlar. Karşılaştırmalı araştırmalar, erken eğitim alan çocukların çoğunun, okula başladıklarında, erken eğitim almayan benzer özellikteki çocuklara kıyasla pek çok beceriyi daha iyi edinmiş olduklarını göstermektedir.
Erken Genel Eğitim Programları, Amaçları ve Özellikleri
Ülkemizde genel erken eğitim hizmetleri genel olarak resmi ve özel kurumlarda yürütülmektedir. Bu kurumlarda, kurumların özelliklerine göre değişik programlar uygulanmaktadır. Tarihsel süreç içinde zaman zaman Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanmış program örneklerine rastlanmıştır. Ancak bu programların daha çok 3-6 yaş grubu için hazırlandığı, 0-3 yaş grubu için uygun olmadığı söylenebilir.
Erken eğitim programları 0-72 aylık çocukların ev ve kurum ortamlarında bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmelerini desteklemeyi amaçlamaktadır. Programlar, her çocuğun farklı bir gelişim gösterebileceği ve her eğitim ortamının farklı olabileceği varsayımından hareketle, farklı uygulama ve etkinliklere olanak verecek bir esnekliğe sahip bulunmaktadır. Programlar üç farklı yaş grubu temel alınarak hazırlanmıştır. Bu yaş grupları şöyle sıralanabilir:
• 0-36 ay (0-3 yaş) Kreş programı Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi
• 37-60 ay (4-5 yaş) Anaokulu programı Okulöncesi Dönem Eğitimi -I
• 61-72 ay (6 yaş) Anasınıfı programı Okulöncesi Dönem Eğitimi -II
Kreş Programı: Program, 0-3 yaş çocuklarının bilişsel, dil, sosyal, duygusal, özbakım ve fiziksel gelişim alanlarına ait özellikleri dikkate alınarak 0-12 ay, 13-24 ay ve 25-36 ay şeklinde üç ayrı gelişim evresine bölünmüştür. 0-3 yaş arasındaki çocuklar için hazırlanan bu programın amacı, bu yaş grubundaki çocukların sağlıklı bakım, beslenme, bedensel ve ruhsal gelişimine katkıda bulunmaktadır. Programın bakım ağırlıklı olduğu kadar çocukların gelişimini de desteklediği söylenebilir. Program, 0-3 yaş arasındaki çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak düzenlenmiştir. Programın içeriği, bu yaş grubundaki çocukların sağlıklı bakım, beslenme ve çeşitli gelişim alanlarıyla ile ilgili eğitimini kapsamaktadır. Programda bu yaş grubunun gelişim özellikleri çizelge halinde verilmiş; amaç ve davranışsal amaçlarla, bu amaçları gerçekleştirecek etkinlikler gösterilmiştir. Ayrıca, kreş programında çocuğun gelişimini desteklemek bakımından, çocukla ilgilenecek bir yetişkinin hangi konulara dikkat etmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Anaokulu Programı: Program, 37-60 aylık çocukların bedensel, bilişsel, sosyal ve duygusal alanlardaki gelişimini desteklemek, hızlandırmak ve anasınıfı programına temel oluşturmak üzere düzenlenmiştir. Bu programın amacı, 37-60 aylık çocukların gelişim özelliklerine dayalı olarak saptanmış olan amaçların bu yaş grubundaki çocuklara kazandırılmasıdır. Anaokulu programında konuların öğretimi yerine, konular aracılığıyla çocukların belirlenen amaçlara ulaşmaları amaçlanmaktadır. Programda yer alan konular öğretmene rehberlik edecek özellik taşımaktadır.
Anasınıfı Programı: Bu program, 61-72 aylık çocukların tüm gelişimlerine yardım etmek, hızlandırmak ve ilköğretim programlarına temel oluşturmak üzere hazırlanmış bir programdır. Program, bir çerçeve program niteliğinde olup öğretmene rehberlik edici bir özellik taşımaktadır. Programda yer alan amaçlar, 61-72 aylık çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak saptanmıştır. Ayrıca, programda amaçları kazandıracak konulara da yer verilmiştir. Anaokulu programında olduğu gibi, bu programda da konular, belirlenen amaçları kazandırmaya yarayacak bir araç olarak ele alınmıştır.
Gelişim Yetersizlikleri olan Çocuklarda Erken Eğitimin Önemi
Yaşamın ilk yıllarındaki öğrenme yaşantıları, normal çocuklar için önemli olduğu kadar gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklar için de önemlidir. Gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların tüm gizilgüçlerine ulaşmaları için eğitimlerinin olabildiğince erken başlaması gerektiği, 20. yüzyılın son çeyreğine kadar dünyada ve Türkiye’de pek bilinmiyordu. Gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların çoğu, okula başlayıncaya değin konunun uzmanlarınca sağlanan sistematik bir eğitim almıyorlardı. Erken eğitimin gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklarda ne kadar etkili olacağının farkında olunmaması nedeniyle çoğu aileye, çocuklarının bakımını sağlamaları ve eğitimleriyle ilgili düşüncelerini tuvalet eğitimi ve beslenme becerileriyle sınırlamaları öneriliyordu. Oysa sistematik bir öğretimle, gelişim yetersizlikleri gösteren çocuklar da normal çocukların öğrendiği becerilerin önemli bir bölümünü öğrenebilmektedirler.
Yaşamlarının ilk yıllarını çoğunlukla ev ortamında geçiren gelişim yetersizlikleri gösteren çocukların öğrenmeleri, ailelerinin kendilerine sunduğu öğretici yaşantıların sonucunda olmaktadır. Çocuklarında gelişim yetersizlikleri olduğunda aileler tüm aile bireylerini günlük yaşama katabilmek için pek çok normal etkinlikte uyarlama yapmak zorunda kalabilmektedirler. Böyle zamanlarda anne-babalar ve kardeşler çocukları için adeta birer öğretmen olmaktadırlar.
Gelişim Yetersizlikleri Olan Çocukların Erken Eğitimleriyle İlgili Yasal Düzenlemeler
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimiyle ilgili yasal düzenleme girişimleri 1965 yılında başlamış; 1968 yılında ise bu düzenlemeler yasallaşmıştır. Yasallaşan bu düzenlemeler, erken çocukluk dönemindeki gelişim yetersizlikleri olan çocuklar için eğitim programları geliştirme, değerlendirme ve programları uygulamayla ilgili hükümler içermiştir. Bu yasa halen yürürlüktedir.
ABD’de 1990 yılında çıkan 101-476 sayılı yasanın H bölümünde erken özel eğitim programlarından tamamen devletin sorumlu olduğu, aileyi bu hizmetlerden haberdar etmenin ve eğitim hizmetleri sağlamanın da devletin bir görevi olduğu belirtilerek, bu konudaki yasal düzenlemeler çok geniş kapsamlı bir hale getirilmiştir. Bu yasa, gelişim yetersizlikleri olan ya da gelişim yetersizliği riski taşıyan bebeklerin erken tanılanmasını kolaylaştırmış ve bununla ilgili çalışmaları genişletmiştir. Sıfır-üç yaş arasındaki çocuklara, ailelerine ve eğitimleriyle uğraşan kişilere verilen hizmetlerin planlanmasına, bireyselleştirilmiş aile hizmeti planı (BAHP) denilmiştir. BAHP, çocuğun pek çok açıdan değerlendirilmesi ile ve ailenin gereksinimlerinin, önceliklerinin ve olanaklarının belirlenmesi ile düzenlenmektedir. Aile, aileye yardımcı olacak uzmanlar ve çocuğun bakımıyla uğraşan kişiler bu hizmet planında bir ekip olarak yer almaktadır. Ayrıca, 101-476 sayılı yasa, gelişim yetersizliği riski altındaki bebeklerin tıbbi bakım sağlayan kurumlardan özel ya da normal okulöncesi eğitim kurumlarına geçişini kolaylaştırmıştır. Bunlara ek olarak yeni yasa, destek hizmet ve cihaz kullanımını, erken çocukluk dönemi ve okulöncesi eğitim gereksinimlerinin belirlenmesini ve karşılanmasını desteklemiştir.
Birçok Avrupa ülkesinde de gelişim yetersizlikleri olan çocuklara yönelik erken eğitim hizmetlerinin Türkiye’den çok önce, 1960’lı yıllarda başladığı görülmektedir. İsveç’te 1952 yılında hemşirelerin gelişim yetersizlikleri olan çocukların ailelerini ziyaretleriyle başlayan erken eğitim hizmetleri, bugün alanında uzman kişilerin uygulamada yer almasıyla devam etmektedir. Finlandiya’da ise ilk olarak 1965’de anne-çocuk kursları adıyla erken çocukluk dönemi eğitiminin başladığını görmekteyiz. Finlandiya’da bugün gerekli parasal destek kısmen büyük hastanelerden, kısmen de gönüllü kuruluşlardan sağlanmaktadır. Norveç’te ise devlet aileyi merkezde eğitmek yerine aileyi evinde ziyaret ederek erken özel eğitim hizmeti vermektedir. İngiltere’de ise yine 1960’larda başlayan erken eğitim hizmetleri, bugün İngiltere’nin her bölgesinde bulunan uzman kişilerce yürütülmektedir. Özellikle iki yaş ve altındaki çocuklar için anne-babanın isteğiyle gelişim yetersizlikleri gösteren ya da risk altında olan çocukların değerlendirmeleri ev ortamlarında yapılmakta ve özel eğitim gereksinimleri belirlenmektedir. Beş yaş ve altındaki gelişim yetersizlikleri olan çocuklara yönelik tarama çalışmaları ise, erken eğitim hizmetlerinden yararlanmakta oldukları kurumlarda yapılmaktadır. Bu taramalarda, gelişim yetersizlikleri olan ya da bu riski taşıyan çocukların özel eğitim gereksinimleri belirlenmektedir. Daha sonra ise, kendi doğal ortamlarında çocuklarının gelişimini desteklemeleri için ailelere danışmanlık hizmetleri sağlanmaktadır. Ancak, aile isterse, kuruma ya da eve ve kuruma dayalı bir programı tercih edebilmektedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından 1980’li yıllara kadar Türkiye’de gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimlerine olanak veren herhangi bir yasal düzenlemeye gidilmemiştir. İlk olarak 1987 yılında gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitimlerine yönelik bazı yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeler şu şekilde sıralanabilir: (a) Gelişim yetersizlikleri olan çocukların okulöncesi eğitimlerinin Milli Eğitim Bakanlığı’nca planlanıp ilgili kuruluşlarca yürütülmesi, (b) Dört-beş yaşın altındaki gelişim yetersizlikleri olan çocukların ailelerine illerde bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nin gerekli yardım ve rehberliği yapması ve “ailede okulöncesi eğitim” sisteminin gerçekleştirilmesi, (c) Özel eğitim ana okullarında ve ana sınıflarında, normal çocuklara yönelik program ile çocukların özür ve özellikleri dikkate alınarak Bakanlıkça hazırlanacak ek programın birlikte uygulanması.
Türkiye’de 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, büyük ölçüde sivil toplum örgütlerinin girişimiyle, gelişim yetersizlikleri olan ya da bu riski taşıyan çocukların erken çocukluk döneminde eğitimlerine imkan veren erken eğitime yönelik Portage ve Küçük Adımlar gibi programlar, gelişim yetersizlikleri olan çocukların erken eğitim alabilmelerini sağlamıştır. Bu programlar, erken eğitimin anne-babalar aracılığıyla sağlanmasını amaçlamıştır.
1997 yılında çıkan 573 sayılı kanun hükmünde kararname ise, okulöncesi eğitimi zorunlu eğitimin bir parçası haline getirmiştir. Ayrıca, anne-babalara çocukları için alınacak eğitim kararlarına katılma hakkı ve sorumluluğu verilmiş; bunun yanında, anne-babaların bireyselleştirilmiş eğitim planlarının (BEP) hazırlanması ve sonuçlarının değerlendirilmesine ilişkin bilgilendirilmesi de yasal hale getirilmiştir. BEP’in, okul-aile işbirliği ile, çocuğun gereksinimleri doğrultusunda hazırlanması öngörülmüştür.
18 Ocak 2000 tarihli ve mükerrer 23937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde erken özel eğitim hizmetleriyle ilgili düzenlemeler şu şekildedir:
1. Özel eğitim gereksinimleri belirlenmiş, 0-36 ay arasındaki çocuklar için, özel eğitim hizmetleri, öncelikle ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi temeline dayalı olarak, üniversitelerle işbirliği ile eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi ve gezici özel eğitim öğretmeni tarafından evlerde ve kurumlarda sürdürülür. Planlanan bu eğitim doğrultusunda çocuk, aile ve eğitimci aşağıdaki hususlar çerçevesinde birlikte çalışır.
a. Çocuğun özel eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından mümkün olduğunca ev gözlemleri ve gelişim ölçekleri kullanılarak yapılır.
b. Eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından yapılacak inceleme ve değerlendirme çalışmaları, en az altı ayda bir yinelenir.
c. Aile eğitimi hizmetlerinde, çocuğun ve ailenin ne tür destek hizmetler alacağı ve bu hizmetlerin kim tarafından, nasıl ve ne zaman verileceği eğitsel tanılama, izleme ve değerlendirme ekibi tarafından belirlenir.
d. Bu çocukların, sosyal yönden gelişimlerini desteklemek ve ailelerin bilgi ve deneyimlerini arttırmak için, resmi ve özel kreşlerde bireysel özellikleri ve yaşları dikkate alınarak, belirlenen bir günde yarı zamanlı oyun grubuna ya da etkinlik grubuna devam etmelerine karar verilebilir.
e. Aileler, eğitsel oyun, oyuncak, oyuncak kütüphaneleri, özel eğitim gerektiren çocuklara kendilerini serbest ifade etme olanağı sağlayan oyun-eğlence alanları ve eğitsel kitap gibi konularda bilgilendirilir ve özendirilir.
2. Özel eğitim gereksinimleri belirlenmiş 37-72 ay arasındaki çocuklar için, okulöncesi eğitim zorunludur ve kaynaştırma uygulamaları temeline dayalı olarak, destek eğitim planları çerçevesinde sürdürülür. Özel eğitim gerektiren çocukların bireysel yeterliklerine dayalı gelişim özellikleri dikkate alınarak okulöncesi özel eğitim sınıfları ve okulları da açılabilir. Oluşturulacak özel eğitim sınıflarında ve okulöncesi özel eğitim okullarında sınıfların mevcudu, bir öğretmen için altı, iki öğretmen için on çocuktan fazla olamaz. Bu çocuklarda tuvalet eğitimi koşulu aranmaz.
OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ZİHİN ENGELLİ ÇOCUKLARIN SOSYAL BÜTÜNLEŞMESİNİN SAĞLANMASI
Kaynaştırma, gerektiğinde sınıf öğretmeni ve/veya engelli öğrenciye destek özel eğitim hizmetleri sağlanması koşuluyla, engelli öğrencilerin normal eğitim ortamlarına yerleştirilmesidir (Kırcaali – İftar, 1995).
Eğitimde fırsat eşitliği ve normalleştirme, kaynaştırmanın temel felsefesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, eğitimde fırsat eşitliği ve normalleştirme ilkesinden kaynağını alan kaynaştırma, engeli türü ve derecesine bağlı olarak, engelli ve normal gelişim gösteren çocukların eğitsel ve sosyal yönlerden bütünleştirilmesi süreci olarak tanımlanmıştır (O.E.C.D., 1995, Kuz, 2001).
Normal eğitim ortamında eğitim gören özel gereksinimli öğrenciler, özürlü olmayan öğrencilerle birlikte eğitim almakla, etkileşmeyi, iletişim kurmayı, arkadaşlıklar geliştirmeyi, birlikte çalışmayı ve bireysel olarak güçlü ve zayıf ortaklık alanlarda birbirlerine yardımcı olmayı öğrenmektedirler (Batu, 2000, s. 5)
Okulöncesi dönem zeka ve sosyal gelişmenin yoğun ve hızlı gerçekleştiği bir dönemdir. Bu dönemde diğer çocuklarla oyun oynarken daha uzun süre bir aktiviteye odaklanabilirler ve daha iyi bir iletişim kurabilirler (Kotulak, Connaughtan, 2002). Kendi yaşıtlarıyla birlikte olabilme de okulöncesi zihin engelli çocuğun temel ihtiyaçlarından biridir. Bu birlikteliğin de en çok görüldüğü etkinlik ise oyundur (Oktay, 2000, s., 130).
Zihin engelli bireylerde okulöncesi dönemde normal çocukların geçtiği evrelerden geçtiklerinden dolayı bu dönemde normal çocukların yararlandığı eğitim ortamlarından yararlanmak durumundadırlar. Özellikle 573 sayılı KHK ve PL 94 – 142 nolu yönetmelikler incelendiğinde zihinsel engelli çocukların ihtiyaçları olan eğitim ortamlarında eğitilmeleri esastır. Normal öğrencilerle, zihin engelli öğrenciler açısından sosyal bütünleşmenin sağlanmaması; zihin engelli çocuğun normal eğitim fırsatından yararlanmasını sağlamaktadır.
1.1. Okulöncesi Dönemde Zihin Engellilerin Sosyal Bütünleşmesinin Önemi
Okulöncesi dönemde çocukların temel ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu ihtiyaçları; iyi bakım, beslenme, sevgi, güven, hareket, yaratıcılığı destekleyici ve estetik duygusunu geliştirici ortam, kendini tanıma, kanıtlama, özgürlük, diğer çocuklarla birlikte olma ve oyun olarak sıralayabiliriz (Oktay, 2000). Özellikle bu sıralanan ihtiyaçların karşılanması – ki bunlar zihin engelli çocukların da ihtiyaçlarıdır – çocuğu sosyal çevresiyle bir bütün olarak görmek gerekir.
Özürlü çocukların normal gelişim gösteren çocuklardan soyutlanması duygusal ve sosyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilediği kadar dil ve zihin kapasitelerinin gelişimi açısından da çok önemli fırsatlardan yoksun kalmalarına neden olmaktadır. Sosyal bütünleşme hem normal hem de zihin engelli çocuklar için önemli bir fırsatın başlangıcıdır (Atak, 1999) bu nedenle engelli çocuklar normal çocuklarla daha fazla bir arada olmaları açısından desteklenmelidirler. Özellikle yukarıda sayılan, bir çocuğun ihtiyaçlarını tanımlayan bu maddelerin zihin engelli bireyde gelişimi açısından okulöncesi dönemde de sosyal bütünleşme ortamından yararlanmasını gerektirir. Okulöncesi eğitimin amacı, çocukların gelişim özelliklerini, yetenek ve bireysel farklılıklarının göz önünde bulundurmak, onların dil, zihin, motor, sosyal ve duygusal beceri gelişimlerini desteklemektir. Normal gelişim gösteren çocuklar için olduğu kadar özürlü çocuklarında yeteneklerini geliştirmeleri, çevreleriyle uyumlu olabilmeleri, olumlu sosyal iletişim kurabilmeleri okulöncesi dönemden itibaren desteklenmelidir. Böylece zihin engelli bireyin topluma uyum göstermesindeki ilk adım atılmış olacaktır (Atak,1999). zihin engelli bireyler okulöncesi dönemde sosyal bütünleşme ortamına girdiğinde normal çocukları gözleme ve onları model alma fırsatını yakalamış olacaktır. Bu da okulöncesi dönemde zihin engelli çocukların sosyal bütünleşme ortamlarında bulunması gerektiğinin önemini göstermektedir. Çocuk okulöncesi dönemde yapması ve gelişmesi gereken özellikleri açısından önemli bir fırsat yakalamış olacaktır.
1.1.1 Sosyal Bütünleşmenin Normal Çocuklar Açısından Önemi
Sosyal bütünleştirme programlarında normal ve zihin engelli çocukların birbirleri üzerindeki etkileşimleri yalnız o döneme yönelik kazançlarla kalmayıp, ileriki yaşamlarında da kazançlar elde etmelerini sağlamaktadır. Örneğin okulöncesi dönemde edinilen deneyimler daha sonraki yaşlarda karşılaşılacak olan farklı ve engelli bireylerin de toplum tarafından sosyal kabul görmeleri için uygun davranışlar kazanmasına katkıda bulunmaktadır (Karamanlı, 1998). Sosyal bütünleştirme, normal bireylerin engelliler hakkında daha duyarlı hale gelmelerini sağlamaktadır. Ayrıca normal çocukların zihin engelli çocuklarla sosyal bütünleşme içerisinde bulunması onları;
Ø Diğer insanların ihtiyaçlarına duyarlı olma
Ø Engelli bireylerle olan ilişkilere değer verme, geliştirme
Ø Diğer insanlara karşı gösterilen tolerans düzeyinde artış
Ø Kişisel gelişim
Ø Benlik değerinde yükselme
Ø Akranlarla olan kişisel statüde olumlu yönde değişiklikler
Ø Bireyler arası farklılıkları daha iyi değerlendirme
Ø Sosyal bilişlerde gelişim
Ø Sıcak arkadaşlık ilişkileri geliştirme, yönlerinden geliştiklerini göstermektedir (Kuz, 2001).
1.1.2. Sosyal Bütünleşmenin Zihin Engelli Açısından Önemi
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; zihin engelli çocuklar iyi planlanmış, organize edilmiş ve gerekli koşulları yerine getirilmiş bir kaynaştırma eğitiminden, ayrıştırılmış eğitimden elde edecekleri kazançlardan daha fazlasını edinmektedirler. Öğrencilerin akademik ve psikososyal gelişimleri açısından normal çocuklarla bir arada olmaları, zihin engelli çocukların normal çocuklarla oynadıkları oyunlarda kendileri gibi engelli çocuklarla oynadıkları oyunlardan daha fazla ilerleme gösterdikleri bulunmuştur (Kuz, 2001). Zihin engelli çocukların sosyal bütünleşmesinin sağlandığı ortamlarda hem sosyal hem de sözel etkileşimlerinde artış gözlendiği ve engelli çocukların, akranlarıyla oynadıkları oyunlarda daha yüksek bir bilişsel seviye sergilediği gözlenmiştir (Fisher, 1999).
Refleksiv davranışlar dışında insan davranışlarının hemen tamamı öğrenme sonucunda edinilen davranıştır. Çocuklar çevrelerindeki akranlarını ve yetişkinleri gözleyerek ya da onların davranışlarını öyküleyerek davranışlarını biçimlendirir, yeni davranışlar edinirler. Dolayısıyla çocuk, normal ortamlar içerisinde olağan insanlarla birlikte olduğu ölçüde toplumun beklentilerine uygun davranışlar edinme olanağını elde edebilecektir (Eripek, 1986).
2. Okulöncesi Dönemde Zihin Engellilerin Sosyal Bütünleşmesinin Sağlanmasında Oyunun Kullanımı
Geri zekalılık tanımına bakarak, zihin engellilerin oyun etkinliklerinin kullanılmasıyla sosyal bütünleştirilmesinin sağlanmasını açıklamak daha uygun olur. AAMR’ye göre “geri zekalılık hali hazırdaki işlevlerde önemli sınırlılıklar göstermektedir. Bu zihinsel işlevlerde önemli derecede normal altı, bunun yanı sıra uyumsal beceri alanlarından (iletişim, özbakım, ev yaşamı, sosyal beceriler, toplumsal yararlılık, kendini yönetme, sağlık ve güvenlik, işlevsel akademik beceriler, boş zaman ve iş), iki ya da daha fazlasında sınırlılık gösterme durumudur (Eripek, 1996, s. 9). Bu tanımadan da anlaşılacağı gibi zihinsel engelli bireylerin eğitim ihtiyaçları belirgin başlıklar altında ortaya çıkmaktadır. Bu başlıklardan, özellikle çocukların sevgi, güven, hareket, yaratıcılığını destekleyici ve estetik duygusunu geliştirici ortam, kendini tanıma, kanıtlama, özgürlük, diğer çocuklarla birlikte olma (Oktay, 2000) gibi ihtiyaçları belirginleşmektedir. Çocuk oyunları, bu sıralanan ihtiyaçların karşılanması ve bunların yanında; çocuk eğitimi ve gelişimi ile toplumsal kültür açılarından önemli olduğu gibi, eğitim bilimi ve ruh bilimi açısından da önem taşımaktadır. Eğitimbilimine göre çocukların eğitiminde en etkin yol oyundur. Çocuk yaşam için gerekli davranış, bilgi, beceri vb. şeyleri oyun içinde kendiliğinden öğrenir. İnsanlık ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, alışkanlık ve deneyim kazanmak, yaşam rollerini (annelik, babalık, mesleki vb.) anlama vb. olguları oyun içinde kavrar ve pekiştirir (Seyrek, Sun, 2000). Bu nedenledir ki; çocuk oyunları, işlevselliği ve bir o kadar da zihin engelli bireylerin okulöncesi dönemde eğitim ihtiyacı ve sosyal bütünleşmelerinde etkin rol oynamaktadır.
2.1. Sosyal Bütünleşmede Kullanılabilecek Çocuk Oyunlarının Önemi
Oyun çocuğun hayattaki en önemli işidir. Oyun yoluyla hayatta kalma becerilerini öğrenir ve içinde doğduğu karmaşık dünyaya ilişkin bir düzen arar ve bulur. Oyun yoluyla bedenini kontrol etmeyi öğrenir. Oyun yoluyla çevresindeki somut dünyayı araştırır ve keşfeder. Buna ilişkin bilgiler toplar ve düşünmeyi öğrenir. Yine oyun yoluyla duygusal sorunlarını dışa vurur ve ilkel duygularını kontrol etmeyi öğrenir. İnsanlarla daha duyarlı ve sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenir. Oyun yoluyla sosyal bir varlık olmayı ve kendi toplumu içinde yer almayı öğrenir. Kendini iyi hissetmeyi sağlar ve yaşamı dolu dolu yaşayabilmesi için gerekli becerileri kazanmasına yardımcı olur (Tüfekçioğlu, 2003, s. 8). Özellikle refleksiv davranışlar dışında insan davranışlarının hemen tamamı öğrenme sonucunda edinilen davranışlardır. Çocuklar çevrelerindeki akranları, yetişkinleri gözleyerek ya da davranışlarını öykünleyerek davranışlarını biçimlendirirler (Eripek, 1996). Oyun, bu derece geniş öğrenme ortamlarını zihin engelli çocuklara sunan etkinlikler bütünüdür. Bu nedenle sosyal bütünleşmede kullanılabilecek oyunlar, zihin engelli çocuklar açısından onların hem aktif öğrenme yaşantısı içerisine girmesine hem de sosyal bütünleşmesini sağlamaktadır.
2.1.1. Çocuğun Eğitimi Açısından Önemi
Çocuk oyunları, çocuk eğitimi ve gelişimi ile toplumsal kültür açılarından önemli bir unsurdur. Eğitimbilimine göre çocukların eğitiminde en etkin yol oyundur. Çocuk, yaşam için gerekli davranış, bilgi, beceri ve alışkanlıkları oyun içinde kendiliğinden öğrenir. İnsanlık ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme vb. şeyleri oyun içinde kavrar (Seyrek, Sun, 2000). Çocuğun her alanda kendisini daha fazla tanımasına olanak yaratmaktadır. Çocuk canlandırdığı bir kimsenin özelliklerine bürünürken, kendini ve insanları farklı açıdan görmeye çalışır. Hayal ve yorum gücünü kullanarak çevresini geliştirir. Çocuk bu etkinlikler ile bir çok yaşantıyı öğrenip bunları kendi yaşantısıyla birleştirip yeniden düzenlemeler yapar. Hareketli, yaratıcılığa dayanan ortam, çocuğun zevkle çalıştığı ortamdır (D. ve Gönen, 2000).
Oyun dil, bilişsel, sosyal, motor ve özbakım gelişiminin yansıtıldığı bir etkinliktir. Özellikle zihin engellilerin eğitimlerinde temel gelişim alanları olan bu; dil, bilişsel, motor ve özbakım gelişiminin olumlu yönde geliştiği etkinlikler bütünüdür. Zihin engellilerin eğitimlerinde bu gelişim alanlarının oyun sayesinde gelişmesini şu şekilde belirtebiliriz: zihin engelli birey oyun ile
Ø Özbakım ve oyun: Kendini ve vücudunun parçalarını en doğal yolla tanımasını sağlar. Vücut parçalarının işlevlerini en doğal yolla öğrenir. Vücut parçalarını başka fonksiyonlar için kullanmasını öğrenir. Günlük hayatı içinde kullanacağı çeşitli davranışları en doğru olarak kazanmasını öğrenir.
Ø Motor gelişim ve oyun: Büyük kasların motor gelişimi baş, gövde, kollar ve bacakların hareketlerini kapamaktadır. Küçük kasların hareket gelişimi ise, el ve ayak parmakların gelişimi ile ilgili becerilerdir. Çocuklar oyun sayesinde ince ve kaba motor gelişimlerini içeren bir dizi etkinlikleri yaparak motor gelişimlerini sağlayabilirler.
Ø Dil gelişimi ve oyun: Oyun konuşma ve taklit gibi unsurlardan yararlanarak doğa ve toplum olaylarının hayali bir ortamda canlandırılmasını sağlar. Oyun zihinsel engelli çocukların konuşurken kendine güveninin gelişmesi, konuşmanın gelişmesi, akıcılığın gelişmesi, kelime haznesinin gelişmesi, fikirlerin ifade edilmesi, insanlarla ilişki kurma becerilerinin gelişmesi, dinleme becerilerinin kazanılması ve gelişmesi, farklı durumlarda farklı dilin kullanılması, tanımlama, tartışma ve değerlendirme becerilerinin gelişimine katkıda bulunur. (Dalkılıç, Gönen, 2000)
Oyun ile zihin engelli çocuk duyduklarını, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiğini pekiştirdiği bir deney alanı bulacaktır. Sosyal bütünleşmenin sağlandığı ortamlarda zihin engelli çocuklar eğitimleri açısından uygun model bulma şansını elde edeceklerinden, eğitimleri yönünden uygun gelişme sağlanmış olacaktır.
2.1.2. Çocuğun Ruhsal Gelişimi Açısından
Oyun, çocuğun eğitimi açısından önemli olduğu gibi ruh gelişiminin de sağaltım aracıdır. Çünkü çocuklar oyun ile bastırdığı duygularını açığa vururlar ve böylece yetişkinlerin, onları daha iyi tanımasını sağlamış olacaklardır. Oyun sırasında çocuk gözlenip, oyun içindeki ve oyuna karşı davranışlarından ruhsal durumunun nasıl olduğu konusunda fikir edinile bilinir. Yetişkinler tarafından, daha iyi tanınan çocuğun gösterdiği davranış problemleri, gerektiğinde anne baba ve ruh hekiminin işbirliğinde bulunmasını ve çocuğun davranışlarının düzeltilmesini sağlayacaktır. Özellikle zihin engelli çocukların engelinden kaynaklanan davranış ve ruhsal sorunları ve bu çocukların gösterdiği savunma mekanizmaları –saldırganlık gibi- oyun etkinlikleri içerisinde düzeltilme olanağı ve bu davranış problemlerini uygun şekilde nötüralize etme olanağı bulunmuş olacaktır.
2.1.3. Çocuğun Sosyal ve Duygusal Gelişimi Açısından Önemi
Bir araya gelen iki küçük çocuk, daha birbirinin adını bile bilmeden oyun oynamaya başlarlar. Çünkü oyun çocukların ortak dilidir. Ancak birlikte oynayabilmek için oyuncakları paylaşmak gerekir. oyunun çekiciliği 3 yaşından başlayarak çocukları işbirliğine iter. Böylece oyun çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olur. Başlangıçta, küsme, mızıkçılık, çekişme gibi davranışlar görülse de bu davranışlar oyun içerisinde kaybolur. Çünkü oyunun tadı bencilliği geriye iter. Oyun aracılığı ile gelişen bu arkadaşlık ilişkisi giderek toplu oyunlarda daha düzenli bir işbirliğine yol açar.
Sevgiden yoksun bir çocukluk gibi oyunsuz bir çocukluk da düşünüleme. S. Freud (1939) ruh sağlığını “sevmek ve çalışmak” olarak tanımlar. Bu nedenle oyun çocuğun sevme ve sevilme davranışları kazanmasında en etkin bir araçtır (Seyrek, Sun, 2000).
2.2. Sosyal Bütünleşmeyi Sağlayan Çocuk Oyunlarının Özellikleri
Oyunda içten gelen motivasyon vardır. Oyun bir süreçtir. Eylem sonunda elde edilecek sonuçlar değil eylemin kendisi önemlidir. Oyun haz vericidir. Oyun oynamayı ve oyunu çocuk kendisi seçer. “hadi sen ..... ol, -miş gibi yapalım, şimdi ..... olursa” gibi rol alma davranışlarını hayali oyunları da içerebilir. Oyunda çocuk kendi kendini yönetir. Oyun, oyunu oynayanların sözel, zihinsel ya da fiziksel olarak aktif katılmalarını gerçekleştirir (Tüfekçioğlu, 2003). Oyun çocuk için yetişkinlerin dünyasını keşfetmeye olanak tanır ve özgürlük ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılama olanağı sağlar (Önder, 2001). Engelli birey toplumun kendisinden beklediği davranışları oyun yoluyla öğrenme fırsatı yakalar. Topluma uyum süreçlerindeki ilk adımı oyun sayesinde atmış olacaktır. Toplumsal rolleri zihin engelli çocuk oyun içinde anlama, araştırma, keşfetme ve gerçekleştirme fırsatı yakalamış olacaktır.
SOSYAL BÜTÜNLE
4/4/2007 | Kategori:
KAYNASTIRMA
|
Yorum
(yok)
Yorum yaz!
Kalici Baglanti
<<Önceki Yazılarım
|1/3|
Yeni siteme herkesi beklerim
http://rehabilite.tr.gg
'Onların engelli olmaları duygularının da engelli olduğu anlamına gelmez.'
'Anne, baba, arkadaşlar, komşular' evet ben engelliyim ama benim de yapabileceğim bir çok şey var.
'Bana yardım etmek istiyorsanız, benim yerime yapmayın.Lütfen yapmama izin verin'