b b b b b
ENGELLERİ AŞANLAR:
Bakıma en çok gereksinim duyan grup çocuklardır. Diğer gruplar ise, yaşlılar ve her yaştan engelli, süreğen hastalığı olan bireylerdir. Özel gereksinimli olarak adlandırılan engelli bireylerin bakımları, engel veya yetersizlik düzeyine göre farklılık gösterse de bakıma gereksinimi olan diğer bireylere göre bir hayli güçtür. Bu da birçok aile içi ağır bir yük olabilir. Dolayısıyla aileler, bakıcı temin ederek yüklerini hafifletebilme yoluna giderler. Kimi aile de bakıma muhtaç bireye eğitimci bakıcının daha yararlı olabileceğini düşünerek bakıcı temin etmeyi tercih eder. Her iki ebeveynin çalışmak zorunda olduğu ve ailede engelli bireyin bakımını üstlenecek birilerinin olmadığı aileler için bakıcı zorunlu hale gelir.
Kimi bakıcılar, bütün gün bakıma muhtaç bireylerin bakımını üstlenirken, kimi de eğitim kurumuna devam eden bireyin eğitim sonrası evdeki bakımından sorumlu olur. Özel gereksinimli bireylerin bakım süreçleri, özel eğitimden bağımsız olarak düşünülemez; çünkü özel gereksinimli bireylerin kurumda aldıkları eğitimin kalıcı olabilmesi ve bütün yaşamına yansıyabilmesi için bakım sürecinde de eğitim sürdürülmelidir. Bakımla bütünleştirilen eğitim, eğitimcinin verdiği eğitim kadar yoğun olmaz, ancak eğitimden de çok uzak değildir.
Bakım, daha çok bireyin öz bakım ve günlük yaşam becerilerini kapsar. Bakıcı, bireyin bakımında söz konusu becerilerini kendisi gerçekleştirdiği zaman, birçok risk ortaya çıkar. Birincisi birey, var olan potansiyelini ortaya çıkaramayabilir ve sahip olduğu birçok becerisini yitirebilir. Zamanla bağımsızlığını artırmak yerine, bakıcıya daha çok bağımlı hale gelebilir. Örneğin, sürahiden bardağa su doldurup içme becerisi, çok basit olarak algılanabilir; ancak birçok engelli birey bunu yapamamaktadır. Bu beceri sürekli bakıcı tarafından yapıldığında, engelli birey bu beceriyi hiç bir zaman bağımsız yapamayacaktır. Bireyin engel durumu ne kadar ağır olursa olsun veya becerileri yapabilme yetersizliği ne kadar ileri düzeyde olura olsun, öz bakım becerileri, özel eğitimde işlem süreçleri olarak adlandırılan ipuçları ve yardımla bireye yaptırılabilir ve bireyin bunları bağımsız veya en az yardımla yapabilmesi sağlanabilir.
Sürekli eve kapatılan ve bütün ihtiyaçları bakıcılar aracılığıyla giderilen bireyler, sosyal yaşamdan soyutlanmakta ve birçok gelişim alanları durma noktasına gelir. Özel eğitim dair eğitim alan bakıcılar, bireylerin bakımıyla birlikte eğitimlerini de destekledikleri zaman, bireyler birçok yönde gelişim gösterir ve gittikçe bağımsızlıkları artar. Böylece zaman içinde toplumsal yaşama katılımları ve katkıları kaçınılmaz olur. Onların başaracaklarına dair kaygılarımız varsa ve bu anlamda onlara güvenmezsek, anlamlı değişimler bekleyemeyiz. Ancak birçok güçlüğün üstesinden gelebileceklerine dair umut ve inancımız varsa ve bunu davranışlarımızla onlara yansıttığımızda istendik değişimleri kısa sürede görebiliriz.
Bakıma ihtiyacı olan özel gereksinimli bireylerin genelde problem davranışları olabilmektedir. Birçok bakıcı özellikle bu bireylerin saldırganlık ve şiddete dayalı davranışlarından dolayı zarar görmekte ve bir kısmı bakımı bırakmak zorunda kalmaktadır. Oysa bakıcı, problem davranışlarla nasıl baş edeceğini bilse ve bu davranışları değiştirme yöntemlerini uygulayabilse, hem bireyin yaşam kalitesi artar hem de bakıcı ve aile için kolay ve sorunsuz bir birliktelik olanağı oluşur.
Bakıcılık mesleğini, engelli bireylerin yaşamını kolaylaştıran, onları yaşama bağlayan, bağımlılıklarını azaltıp bağımsızlıklarını artıran bir meslek haline getirmek mümkündür. Bunun için de bakıcılık eğitiminin kapsamına, özel eğitimi de almak gerekir. Bakıcıların lise mezunu olması ve bakıcılık eğitimiyle birlikte özel eğitim almaları gerekmektedir. Özel eğitim ile ilgili eğitimlerinde almaları gereken konu başlıkları şöyle sırlanabilir: a) bireyin davranış problemleriyle baş edebilme yöntemleri, b) öncelikli olarak öğretilmesi gereken beceri alanları ve bu becerileri öğretme yöntemleri, c) bireyle birlikte geçirilen boş zamanın nasıl değerlendirileceğine ilişkin bilgiler, e) uzman eğitimci tarafından öğretilen akademik becerilerin genelleştirme yöntemleri vb.
Ayrıca özel gereksinimli bireylerin bakımından sorumlu olan bakıcıların belli aralıklarla aile eğitim seminerlerine katılmaları ve eksik yönlerini tamamlamaları gerekmektedir. Eğitim kurumuna devam eden bireylerin yetersizliklerin azaltılması, olumsuz davranışlarının değiştirilmesi ve yeni bilgi ve becerilerin daha kolay kazandırılması için, bakıcının eğitimcilerle işbirliği yapması gerekir.
26/3/2008 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Anne dokuz aylık çocuğunun önüne bul-tak koymuştu. Küp biçiminde olan bul-takın üst kapağında üçgen, kare, daire ve yıldız şekillerinde delikler vardı. Deliklerde geçebilecek ebatlarda şekiller de küpün yanında duruyordu. Anne çocuğun görmesini sağlamak için, dikkat çekici hareketlerle şekilleri uygun deliklerden geçiriyordu. “Şimdi sıra sende, hadi al üçgeni delikten geçir,” diyerek üçgeni çocuğun eline tutuşturdu. Çocuk üçgeni aldığı gibi ağzına götürdü. “Ağzına değil yavrum, deliğe koyacaksın” diye sert bir ses tonuyla çocuğu azarladı. Sonra çocuğun elinden tutarak üçgeni deliğe koydurdu. Kadının eşi, “O daha bunu kavrayacak yaşta değil, ne diye zorluyorsun ki?” diye tepki gösterince, kadın şu karşılığı verdi: “Ama çok kolay, yapabilir.” Adam, “Sen çekil” diyerek kendisi çocuğun yanına oturdu. Küpün kapağını açtı ve şekilleri tek tek çocuğa verdi. Önce fiziksel yardımla çocuğun elinden tutarak küpün içine şekilleri atmasını sağladı. Birkaç denemden sonra çocuk, aynı işlemi keyifle yapmaya başladı.
Annenin beklentisi çocuğun kapasitesinin üzerindeydi, bu yüzden çocuk yapamıyordu. Kadının hiçbir çabası fayda vermeyecekti; hatta çocukta bir takım olumsuz durumların ortaya çıkmasına yol açabilirdi. Örneğin, o tür etkinliklere karşı ilgilisi azalabilir. Adamın beklentisi daha gerçekçiydi. İşe çocuğun yapabileceği seviyede başladı, ilerleyen zamanlarda çocuk şekilleri uygun deliklerde geçirebilecek beceriye sahip olacaktır.
Anne babalar, daha bebeklikten itibaren çocuğun potansiyelinin üstünde bir beklenti geliştirirler. Çocuğun normal gelişim sürecindeki bazı davranışları, anne babanın gözüne çok farklı görünür ve anne baba çocuklarının özel olduğunu düşünmeye başlarlar: “Çocuğum bunu yapıyorsa, demek ki çok zekidir.” Artık çocuğunun çok zeki olduğuna kesin bir gözle bakar. Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişiminin üzerinde davranışlarda ve tepkilerde bulunmasını bekler. İki yaşında çocuğun eline kalem tutturur, üç yaşında yabancı dil öğretmeye kalkar, 4 yaşında okuma yazma öğretmeye çalışır. Beklenen sonuç gelmeyince de şöyle bir savunmaya başvururlar: “Aslında yapabilir ama dikkatini vermiyor, rahatından ödün vermek istemiyor” vb. Bu tür gerçek üstü beklentileri olan anne babaların birçoğu, üniversiteyi bitirmiş olanlardır. Çoğu zaman çocuğu olan böyle ailelerle karşılaştığımızda, hemen çocuklarının dahi oluşunu test etmek isterler: “Çocuğum şunu yapıyor, bunu yapıyor, geçen akşam şöyle dedi” vb. daha bir sürü açıklama… Ardından şu soruyu sorarlar: “Çocuğum çok zeki değil mi? Bu zekâsının körelmemesi için neler yapabiliriz. Bu tür çocuklarla ilgili okullar var mı? Zekâ testi yapabilir misiniz?” vb. Aslında çocuklarıyla ilgili anlattıkları şeyler, normal bir gelişim gösteren bütün çocuklarda görülebilir; ama anne baba çocuğunun özel olmasını ister ve bu isteğini destekleyici en küçük bir belirtiye dört elle sarılır.
Birçok anne baba yaşamın her döneminde çocuğuna dair yüksek beklentilere sahip olur. Beklenti düzeyi okul çağlarında üst düzeye çıkar. Çocuğunun ders sonuçlarını ve okuldaki gelişmeleri çocuktan daha dikkatli takip eder. Okuldaki iyi davranışlarını ve yüksek notlarını herkese övüne övüne anlatır, düşük notlarından da asla bahsetmez. “Oğlum sınıfın birincisi olacak, sınıftaki en yüksek notları o alacak,” diyerek çocuktaki beklentisini daima zirvede tutar. Düşük derslerini yükseltmek için her şeyi yapar. Çocuğa vaatlerde bulunur, armağanlar alır, gezmelere götür. Gerekirse kendisi çocuğu çalıştırır, üniversitede okuyan komşunun çocuğuna gönderir, imkânı varsa eve özel öğretmen getirtir. Belli bir noktadan sonra çocuk, annesinin beklentilerini karşılayabilecek kapasitede olmadığını anlar ve yapabildiklerini de yapamaz hale gelebilir. Annenin desteğiyle ancak belli bir aşamaya kadar gelebilen birçok çocuk, sonra gerileme sürecine girer ve derslerindeki başarı grafiği bir düşüş gösterir. Anne artık yakınmaya başlar “Bu çocuk kime çekti acaba. Onun için elimden geleni yaptım ama sonuç alamadım.” Kimi de yüksek beklentilerini çeşitli nedenlere bağlayarak bastırmaya çalışır. Örneğin, “çocuğum çok zeki de kendini derse vermiyor; okulda öğretmenini dinlemek yerine yaramazlık yapıyor; gereksiz işlerle uğraşmaktan derse vakit ayıramıyor; kendini şöyle bir sıksa okul birincisi olacak ama bizimki rahatına düşkün” vb.
Bazı ebeveynler de yüksek beklentisini parayla destekleyerek, adeta çocuğu rehin alır. “Ekmeğimizden, giyimimizden kestik seni dershaneye gönderdik, sana özel öğretmen tuttuk, sen de beklentimizi ve umudumuzu kırma, derslerine çalış ve her halükarda şu sınavı kazan” gibi mesajları her gün farklı biçimlerde çocuğa iletirler. Çocuk artık kendisi için çalışmaz, sırf verilen paranın boşa gitmemesi ve anne babasının umutlarının kırılmaması için çalışır. Çocuk kendini ağır bir yükün altında hisseder ve her geçen gün bu sorumluluk yükünün ağırlığı omuzlarında artar. Bunun sonucu aşırı bir kaygı oluşur. Kaygı derse odaklanmasını ve gereği gibi öğrenmesini engeller. Çocuk öğrenemediğini anladıkça kaygısı daha da büyür. Beklenen gün gelip çattığında ise kaygı doruğa çıkar ve çocuk kapasitesinin çok altında bir sonuç alır.
Kimi çocuklar, anne babasının etkisi olmadan da kendilerine dair beklentilerini yüksek tutarlar. Anne babanın görevlerinde biri de çocukta potansiyelinin üstünde bir beklenti hissettikleri zaman, bunu önleyerek, yapabileceği beklentilerin içine sokmaktır. Örneğin bazı çocukların dersleri çok yüksek olur, fakat çocuk herhangi bir derste düşük not aldığında günlerce bunun üzüntüsünü duyar, hatta o gün saatlerce ağlar ve üzüntüsünde bir şey yiyemez olur. Birçok çocuğun bu duruma gelmesinde anne babasının da büyük payı vardır. Böyle bir durumla karşılaşan anne baba, çocukla konuşarak bu beklentisinin yersiz olduğunu, düşük not almanın her şeyin sonu olmadığını, bir sonraki sınavda gerekirse biraz daha fazla çalışabileceğini söyleyebilir. Başarının sadece derslerde yüksek not almakla sınırlanmadığını da ekleyebilir.
Yüksek beklenti içinde olan anne babalar, daima çocuğun derslerdeki başarısını kapasitesinin üzerinde değerlendirme eğilimindeler. Başarısı yeteneğinin üstünde değerlendirilen çocuk, kendini sürekli başarısız bulacaktır. Böyle bir değerlendirme gerçeklere aykırı olduğu için çocukta özgüven yitimine ve cesaretin kırılmasına neden olur. Örneğin, sözel derslerde başarılı olabilirken matematik gibi sayısal derslerde de sadece sınıfı geçebilecek düzeyde not alan çocuk, yüksek beklenti içinde olan anne babası tarafından başarısız görülecektir. Çocuk, başarısız olduğuna dair örtülü ya da açık iletiler alırsa, zamanla kendini başarısız ve işe yaramaz olarak algılayabilir. Benlik algısı düşerek kendine güveni azalabilir. Yüksek beklenti çocuğun başarma arzusunu kamçılayarak, her alanda en iyisi olma çabasına sokabilir. Böyle bir hırsla hareket eden çocuk, her alanda başarılı olamayacağını görünce hayal kırkılığı ve ardından da özgüvenini kaybedebilir. Bunun sonucunda ise yapabileceklerini bile yapamaz hale gelir. Aşırı hırsla donatılan bazı çocuklar, matematik, sosyal bilgiler, müzik, resim vb. bütün derslerde en yüksek notu almak, sınıf başkanı olmak ve her etkinlikte liderliği ellerine tutmak isterler. Böyle bir üstün başarıya ulaşmak çok zordur, çok az çocuk böyle bir başarıyı yakalayabilir. Dolayısıyla çocuk yolun yarısında takılıp, bütün alanlardan elini çekebilir.
Mükemmeliyetçi anne babalar ise, çocuklarının hiçbir başarısını takdir etmez ve beğenmezler. Hep en iyisini beklerler. Onlara göre üstün başarı her alanda en iyisi olmaktır; okuldaki ilk on içinde olmak değil, birinci olmaktır. Çocuğun karnesinde 1 “orta”ya karşı 10 “pekiyi”nin hiçbir önemi yoktur. Böyle bir tutuma sahip ebeveynler, karnedeki en yüksek notları değil, en düşük notları görürler. Başarılı olduğu alanlar önemsenmeyen ve daima başarısızlığı görülen çocuk, zamanla başarabildiklerini de yapamaz hale gelir. Sonuçta pasif saldırgan davranışlar göstermeye başlayabilir.
Benzer yüksek beklentileri, özel gereksinimli çocukların aillerinde de sürekli görmekteyiz. Örneğin, özbakım becerileri kazanmamış çocuklara öncelikle akademik becerilerinin verilemesi ve konuşması olmayan çocuklara okuma-yazma öğretilmesi istenir. Bu tür beklenti ve talepleri eğitimciler çok iyi bildiği için detaylı yazma gereği duymadım.
21/3/2008 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Kaynaştırma, özel gereksinimli bireylerin, normal eğitim ve öğretim kurumlarında akranlarıyla birlikte özel bir program çerçevesinde eğitim ve öğretim görmelerini sağlayan bir özel eğitim uygulamasıdır.
Normal çocuklar da farklı özelliklere sahip olan çocuklarla yaşamayı, gerektiğinde onlara yardım etmeyi, onların da birçok üstün özelliklerinin olduğunu ve onları aşağılamamayı öğrenir. Özel gereksinimli çocukların iletişim ve konuşma becerilerinde genellikle sınırlılıklar görülür. Kaynaştırma uygulamalarında, bu çocukların iletişim ve konuşma becerilerinin gelişmesi açısından oldukça zengin bir ortam sağlanmış olur. Model alacağı çok sayıda akranlarıyla bir arada olacağı için, onlarla daha kolay etkileşim içine girebilecek ve dolayısıyla iletişim ve konuşma becerilerinde artış olacaktır. Aynı zamanda arkadaşlık ilişkileri gelişerek sosyal gelişimi de desteklenmiş olur.
Kaynaştırmanın yapıldığı kurumlarda fiziksel, sosyal, psikolojik ve personel destek hizmetleri, özel gereksinimli çocuğun gereksinimlerine cevap verebilecek düzeyde olmalıdır. Kurumun merdivenleri, tuvaletleri, sınıftaki oturma düzeni, sınıf mevcutları, ses yalıtımı, aydınlatma sistemi gibi fiziksel düzenlemeler uygun olarak yapılmalı; kaynak oda, dinlenme odası, rehberlik ve psikolojik danışma servisi gibi bölümler bulunmalı; özel eğitim uzmanı, fizyoterapist, dil ve konuşma terapisti, iş ve uğraşı terapisti, odyolog gibi uzmanlar, kaynaştırmanın yapıldığı kurumlarda görev almalıdır. Ayrıca tüm kurum çalışanlarının, diğer öğrencilerin ve ailelerinin özel gereksinimli çocuklar hakkında detaylı bilgilendirilmeleri gerekmektedir.
Kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam eden öğrenciler, yetersizliği olmayan akranlarıyla aynı sınıfta eğitim görmeleri hâlinde kayıtlı bulundukları okulda uygulanan eğitim programını; özel eğitim sınıflarında ise sınıfın türüne göre uygulanan eğitim programını takip etmektedirler.
Kaynaştırma öğretmeni, çocuğun özel eğitim aldığı kurum veya öğretmenden çocuk hakkında detaylı bilgi almalı ve çocuğun performans düzeyini belirlemeli ve çocuğun takip ettiği programlar temel alınarak eğitim performansı ve ihtiyaçları doğrultusunda BEP hazırlayarak uygulamalıdır. Kültürel ve sosyal etkinlik gerektiren ve bireysel özelliklerin gelişimine yönelik bütün etkinliklerde aktif olmasını sağlamalıdır. Çocuğun bilişsel düzeyine uygun olarak temel derslere katılımını gerçekleştirmelidir.
Kaynaştırma eğitimi ülkemizde önemsenmekte ve gerekli tedbirler yasalarla alınmıştır. Ülkemizdeki kaynaştırma uygulamaları beraberinde birçok sıkıntıyı taşımasına rağmen, birçok Avrupa ülkesine göre ileride olduğu söylenebilir. Örneğin Belçika ve İsviçre’de kaynaştırma uygulamalarına yer verilmemekte, engelli bireyler tamamen ayrıştırılmış ortamlarda eğitilmektedir. Ülkemizde ise, 2007 yılında toplam 55.096 kaynaştırma öğrencisi normal sınıflarda eğitim gördü.
Kaynaştırma eğitiminde temel sorunların başında genelde sınıf düzenlerinin ve mevcutlarının kaynaştırmaya uygun olmaması gelmektedir. Tam zamanlı kaynaştırma raporu olan öğrencilerin gelişimsel özellikleri (zihinsel, sosyal) bakımından kaynaştırmaya uygun olmaması da başlı başına bir sorundur. Kaynaştırmaya gönderilecek çocuğun kaynaştırmadan gereği gibi yaralanabilir olması önemli bir unsurdur. Bu nedenle tam zamanlı kaynaştırma raporu verilirken öncelikle çocuğun böyle bir eğitime uygun olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Burada hatanın faturasını sadece RAM çalışanlarına çıkarmak da doğru değildir. Çünkü onların da kendilerince birçok sıkıntıları bulunmaktadır.
Kaynaştırma uygulamaları yasal olmasına rağmen birçok okul idarecisi ve öğretmen özel gereksinimi olan çocukları sınıflarına almamak için diretirler. Kimi öğretmen çocukla yeterince ilgilenemeyeceğini, kimi sınıfın düzenini bozacağını, kimi diğer öğrencilere uyum sağlamayacağını, kimi de böyle bir uygulamaya karşı olduğunu ve böyle bir çocuğu sınıfında görmek istemediğini belirterek çocuğu geri çevirebilmektedir. Kaynaştırma öğretmeni bu işte gönüllü değilse, kaynaştırmanın yarardan çok zararı olabilir. Sınıfına özel gereksinimli çocuğu kabul eden öğretmen özverili olmalı ki, çocuğu gereği gibi kaynaştırabilsin. Aynı zamanda sınıfındaki kaynaştırma öğrencisi ile ilgili detaylı bilgi sahibi olmalı ve çocuğa neyi, nasıl öğreteceğini araştırıp öğrenmelidir. İsteksiz öğretmenlerin birçoğu, çocuğu bir köşeye oturtur ve hiçbir etkinliğe almaz, diğer çocuklarla etkileşimine yardım etmez. Bu uygulamanın yararlarına inanan ve bu çocukların gelişimlerine katkı sağlamak isteyen öğretmenler, çocukla yakından ilgilenir, çocuğu bütün özellikleriyle tanımaya çalışarak, kaynaştırmanın bütün gereklerini yerine getirmeye çalışırlar.
Kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam eden bireylerin bulunduğu sınıflarda sınıf mevcutları; okul öncesi eğitim kurumlarında özel eğitime ihtiyacı olan iki bireyin bulunduğu sınıflarda 10, bir bireyin bulunduğu sınıflarda 20 öğrenciyi geçmeyecek şekilde düzenlenir. Diğer kademelerdeki eğitim kurumlarında ise sınıf mevcutları; özel eğitime ihtiyacı olan iki bireyin bulunduğu sınıflarda 25, bir bireyin bulunduğu sınıflarda 35 öğrenciyi geçmeyecek şekilde düzenlenir. Bir sınıfta aynı engel grubunda en fazla iki öğrenci olabilir.
Yetersizliği olmayan öğrenciler, istekleri doğrultusunda, çevrelerindeki özel eğitim okullarında açılacak sınıflara kayıt yaptırabilirler. Bu sınıfların mevcutları 5’i özel eğitime ihtiyacı olan birey olmak üzere okul öncesi eğitimde en fazla 14, ilköğretim ve ortaöğretimde 20, yaygın eğitimde 10 öğrenciden oluşur.
Kaynaştırma uygulamaları, (resmi/özel) okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında yapılır. Kaynaştırma uygulamaları tam zamanlı ve yarı zamanlı olarak yapılmaktadır. Tam zamanlı kaynaştırma uygulamalarında çocuk, bireyselleştirilmiş eğitim programı dahilinde ve uygun materyallerle normal eğitim ve öğretim kurumuna devam eder. Yarı zamanlı kaynaştırma uygulamalarında ise, çocuk özel eğitim kurumuna devam eder, ancak bazı derslere yetersizliği olmayan akranlarıyla birlikte aynı sınıfta ya da ders dışı etkinliklere birlikte katılırlar. Kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam eden öğrencilerin bulunduğu ilköğretim okullarında bu öğrencileri örgün eğitime hazırlamak amacıyla gerektiğinde hazırlık sınıfları açılabilir.
Kaynaştırma eğitiminin gereği gibi yapılabilmesi ve çocuklarımınız bu eğitim sürecinde kaybolmadan diğer akranlarıyla bütünleşmesi için sanırım daha çok zaman gerekecektir.
16/3/2008 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Toplumların gelişmişlikleri son on yılda, insana ve insan gelişimine verdikleri önemle belirlenir olmuştur. Önceki yıllarda gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilen ortalama yaşam süresi, bebek ölüm hızları gibi istatistiki parametreler, son dönemde insan gelişimi ve insanların yaşam kalitelerini de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu, özellikle desteğe gereksinim duyan toplum kesimlerinde daha da bir önem kazanmıştır.
Zihinsel engelliler de toplum içinde, toplumun katılımcı bir bireyi olarak yaşamlarını sürdürmek için özel bakıma ve desteğe gereksinim duyan bir kesimdir. Bu insanların çoğu kere erişkinlerin sahip oldukları akli yeterliliğe ulaşamadıkları bir gerçektir, ancak onlarda yemek yemek, su içmek, uyumak ve özellikle sevmek, sevilmek paylaşmak ihtiyacındadır. Çünkü, mideleri, kalpleri, dolaşım ve böbrek sistemleri, yumurtalıkları, testisleri hülasa mental güçlükleri dışında tüm organları diğer insanlar gibi çalışmaktadır. Vücut gelişimleri tam olmaktadır. Nasıl acıkıyor ve sonuçta besleniyorlarsa ya da acıktıklarını ifade edemeseler de yaşamak için beslenmeye ihtiyaçları varsa, normal düzeninde çalışan hormonları nedeniyle cinsel aktivite ve ifade edemeseler de istekleri de olacaktır.
Üstelik, kendilerini çoğu kere yeterince ifade edemeyen zihinsel engellilerin her yönden olduğu gibi, cinsel istismara uğramaları tüm dünyada sık rastlanılan istenmeyen durumlardandır.
Öyleyse ne yapmalı ?
Öncelikle onların varlığını ama bütünüyle insan olarak, toplumumuzun bireyleri olarak varlıklarını kabul etmeliyiz. Bu kabulün içinde mental ve genel sağlık sorunları, korunma, eğitim, gelişim ve entegrasyon ile ilgili problemlerin yanında cinsel sorunlarında var olduğunu bilmemiz gereklidir.
Dünya toplumları ve sosyal yapılar değişmekte, zihinsel engellilerin de düzenli ve doyurucu bir cinsel yaşamları olmasına sıcak bakmaya başlamaktadır. Bu zihinsel engellilerin yaşam konforlarını, eğitilebilirliğini ve topluma entegrasyonlarını artıracağı gibi, toplumun onları yok saymasını, sorunlarına gözlerini kapamasını ve de en önemlisi cinsel istismarları ve hatta zihinsel engellilerde daha sık görülen sapkın :-):-):-):-)üel davranışları önleyecektir.
Zihinsel engellilerin cinsel aktiviteleri ve üremeleri, böylece ailesi, hekimleri ve eğitmenleri tarafından yakından takip edilebilecek ve gereğinde kontrol altına alınabilecektir. Kalıtsal hastalıklara bağlı engellilik halinde ve istendiğinde gebeliği önleyici etkin yöntemler mental ve fiziksel durumlarına göre kullanılabilecektir.
Araştırmalar, erkek zihinsel engellilerin kızlara nazaran (erişkin yada adölesan) cinselliğe ilgilerinin daha fazla olduğunu, bu ilginin her iki cinste de IQ arttıkça arttığını bildirmektedir. Mental yetersizliği olanlarda, yaşam kalitesi, yanlış yönlendirme, cinsel istismar, iş sahibi olamama, ifade edemedikleri ve bu nedenle yardım alamadıkları cinsel dürtü ve sorunları nedeniyle :-):-):-):-)üel sapkınlıkların daha sık görüldüğü yine araştırma sonuçları ile belirlenmiştir.
İlginç bulgulardan biri de, öğretmenlerin, anne ve babaların, eğitmenlerin engellilerin cinselliğine negatif tavır takınmaları, yani ya yok saymaları ya da problem olarak algılamamalarının, engellilerde cinsel bilgi yetersizliği ve kötü sonuçlara yol açmasıdır.
ABD’ de Michigan Üniversitesi, Jinekoloji bölümünde başlatılan bir program ve sonuçları ilginçtir;
Bu klinikte zihinsel özürlüler için üreme sağlığı programı başlatılmış ve bir ekip çalışması ile halen genişletilerek sürdürülmektedir. Müracaat nedenleri sıklık sırasına göre şunlardır.
Zihinsel engellilerin bakıcı, anne-baba, eğitmen, veya öğretmenlerinin, bireyin :-):-):-):-)üel davranış bozukluğu içinde olduğuna hükmetmeleri.
Cinsel istismar.
Kısırlaştırma.
Cinsel ve sosyal eğitim isteği.
Evlilik sorunları.
Gebelik bakımı ve doğum yardımı.
Gebelik sonlandırılması.
Ailevi sorunlar.
Jinekolojik yardım-takip, psiko:-):-):-):-)üel eğitim, psikiyatrik değerlendirme-takip, grup ve/veya bireysel psiko:-):-):-):-)üel danışmanlıkların başvuranların çoğunun hem cinsel hem de sosyal olarak gelişim gösterdiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Bu sonuçlar da göstermektedir ki zihinsel engelliler, istesekte istemesekte cinsel olarak aktiftir ve takip ve eğitimle hem mental, hem de sosyal olarak gelişim göstermekte ve topluma entegrasyonları mümkün olabilmektedirler.
Öyleyse ne yapmalı ? Sorusunun cevabı onları bütün olarak kabul etmeli, cinselliklerini doğaya aykırı olarak yok saymamalı ve yardım etmeliyiz.
Toplumların gelişmişlikleri son on yılda, insana ve insan gelişimine verdikleri önemle belirlenir olmuştur. Önceki yıllarda gelişmişlik ölçütü olarak kabul edilen ortalama yaşam süresi, bebek ölüm hızları gibi istatistiki parametreler, son dönemde insan gelişimi ve insanların yaşam kalitelerini de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu, özellikle desteğe gereksinim duyan toplum kesimlerinde daha da bir önem kazanmıştır.
Zihinsel engelliler de toplum içinde, toplumun katılımcı bir bireyi olarak yaşamlarını sürdürmek için özel bakıma ve desteğe gereksinim duyan bir kesimdir. Bu insanların çoğu kere erişkinlerin sahip oldukları akli yeterliliğe ulaşamadıkları bir gerçektir, ancak onlarda yemek yemek, su içmek, uyumak ve özellikle sevmek, sevilmek paylaşmak ihtiyacındadır. Çünkü, mideleri, kalpleri, dolaşım ve böbrek sistemleri, yumurtalıkları, testisleri hülasa mental güçlükleri dışında tüm organları diğer insanlar gibi çalışmaktadır. Vücut gelişimleri tam olmaktadır. Nasıl acıkıyor ve sonuçta besleniyorlarsa ya da acıktıklarını ifade edemeseler de yaşamak için beslenmeye ihtiyaçları varsa, normal düzeninde çalışan hormonları nedeniyle cinsel aktivite ve ifade edemeseler de istekleri de olacaktır.
Üstelik, kendilerini çoğu kere yeterince ifade edemeyen zihinsel engellilerin her yönden olduğu gibi, cinsel istismara uğramaları tüm dünyada sık rastlanılan istenmeyen durumlardandır.
Öyleyse ne yapmalı ?
Öncelikle onların varlığını ama bütünüyle insan olarak, toplumumuzun bireyleri olarak varlıklarını kabul etmeliyiz. Bu kabulün içinde mental ve genel sağlık sorunları, korunma, eğitim, gelişim ve entegrasyon ile ilgili problemlerin yanında cinsel sorunlarında var olduğunu bilmemiz gereklidir.
Dünya toplumları ve sosyal yapılar değişmekte, zihinsel engellilerin de düzenli ve doyurucu bir cinsel yaşamları olmasına sıcak bakmaya başlamaktadır. Bu zihinsel engellilerin yaşam konforlarını, eğitilebilirliğini ve topluma entegrasyonlarını artıracağı gibi, toplumun onları yok saymasını, sorunlarına gözlerini kapamasını ve de en önemlisi cinsel istismarları ve hatta zihinsel engellilerde daha sık görülen sapkın :-):-):-):-)üel davranışları önleyecektir.
Zihinsel engellilerin cinsel aktiviteleri ve üremeleri, böylece ailesi, hekimleri ve eğitmenleri tarafından yakından takip edilebilecek ve gereğinde kontrol altına alınabilecektir. Kalıtsal hastalıklara bağlı engellilik halinde ve istendiğinde gebeliği önleyici etkin yöntemler mental ve fiziksel durumlarına göre kullanılabilecektir.
Araştırmalar, erkek zihinsel engellilerin kızlara nazaran (erişkin yada adölesan) cinselliğe ilgilerinin daha fazla olduğunu, bu ilginin her iki cinste de IQ arttıkça arttığını bildirmektedir. Mental yetersizliği olanlarda, yaşam kalitesi, yanlış yönlendirme, cinsel istismar, iş sahibi olamama, ifade edemedikleri ve bu nedenle yardım alamadıkları cinsel dürtü ve sorunları nedeniyle :-):-):-):-)üel sapkınlıkların daha sık görüldüğü yine araştırma sonuçları ile belirlenmiştir.
İlginç bulgulardan biri de, öğretmenlerin, anne ve babaların, eğitmenlerin engellilerin cinselliğine negatif tavır takınmaları, yani ya yok saymaları ya da problem olarak algılamamalarının, engellilerde cinsel bilgi yetersizliği ve kötü sonuçlara yol açmasıdır.
ABD’ de Michigan Üniversitesi, Jinekoloji bölümünde başlatılan bir program ve sonuçları ilginçtir;
Bu klinikte zihinsel özürlüler için üreme sağlığı programı başlatılmış ve bir ekip çalışması ile halen genişletilerek sürdürülmektedir. Müracaat nedenleri sıklık sırasına göre şunlardır.
Zihinsel engellilerin bakıcı, anne-baba, eğitmen, veya öğretmenlerinin, bireyin :-):-):-):-)üel davranış bozukluğu içinde olduğuna hükmetmeleri.
Cinsel istismar.
Kısırlaştırma.
Cinsel ve sosyal eğitim isteği.
Evlilik sorunları.
Gebelik bakımı ve doğum yardımı.
Gebelik sonlandırılması.
Ailevi sorunlar.
Jinekolojik yardım-takip, psiko:-):-):-):-)üel eğitim, psikiyatrik değerlendirme-takip, grup ve/veya bireysel psiko:-):-):-):-)üel danışmanlıkların başvuranların çoğunun hem cinsel hem de sosyal olarak gelişim gösterdiği sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Bu sonuçlar da göstermektedir ki zihinsel engelliler, istesekte istemesekte cinsel olarak aktiftir ve takip ve eğitimle hem mental, hem de sosyal olarak gelişim göstermekte ve topluma entegrasyonları mümkün olabilmektedirler.
Öyleyse ne yapmalı ? Sorusunun cevabı onları bütün olarak kabul etmeli, cinselliklerini doğaya aykırı olarak yok saymamalı ve yardım etmeliyiz.
13/2/2008 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Bilindiği gibi spor, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için gerekli bir uğraştır ve tüm insanlar için önemlidir. Ancak sporun, engelli bireyler için daha farklı bir önemi vardır. Çünkü spor, zaten yaşamlarında bir çok engelle karşılaşan ve bu engellerin yarattığı stresle birlikte yaşayan engelli bireylere, yeni bir pencere açabilmektedir.
Engel türü ve derecesi ne olursa olsun hareket etme, egzersiz yapma, sportif aktivitelere katılma bireye haz vermekte, hareket etmekten duyulan haz da bireyin yaşam motivasyonun arttırmaktadır.
Sağlık için olumlu katkılarının yanı sıra, birey spor yaparak yalnızlığını diğer insanlarla paylaşabilmekte, arkadaşlık kurabilmekte, dayanışmayı öğrenebilmekte, yeteneklerini tanıyarak gelişme olanağı yakalayabilmekte kendisine, bedenine ve diğer insanlara karşı olumlu duygular geliştirebilmektedir. Tüm bunlar da bireye anlamlı ve doyumlu bir yaşamı yakalama ve sürdürme şansını vermektedir.
Hatta engelli bireyler, özel olarak düzenlenmiş yarışma sporlarının eğitim sürecini tamamlayabilmekte, yarışmalara katılabilmekte, başarı ve başarısızlığı yaşayabilmektedir. Bu anlamda da artık kendilerini engelli bir birey olmaktan çok “sporcu” olarak algılamaktadırlar. Bu duygunun verdiği güvenle bireyler engelleri ile başa çıkmasını öğrenebilmektedirler.
Fiziksel Etkinliklerin Gelişime Katkıları
Fiziksel etkinlik, özellikle 0-21 yaş arasındaki kas büyümesi, kemikleşme, kalp ve karaciğerler gibi iç organların fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için gerekli görülmektedir. Araştırmalar, egzersizlerin kemik genişliği ve minerilizasyonunu arttırdığı, buna karşın hareketsizliğin kemikleşme minerilizasyonunu azalttığını ve kemiklerin daha kolay kırıldığını, daha zayıf bir iskelet sisteminin oluştuğunu ortaya koymaktadır. Engelli olmayan çocuklar, normal büyüme ve gelişimini sürdürmek için günlük oyun aktivitelerine katılarak yeterli fiziksel aktivite gereksinimini karşılamaktadırlar. Ancak engelli çocuklar, yeterli fiziksel egzersizleri yapmamaktadırlar. Bir çok engelli bireyin büyümesinin duraklaması, yetersiz fiziksel aktivitelere katılmasına bağlanabilmektedir (Bruininks 1974).
Engellilerde fiziksel etkinliklere katılmanın yararlarını felsefi açıdan değerlendiren yazarlar daha çok duyuşsal gelişim ve psikomotor gelişime katkılarını vurgulamaktadırlar. Brouwer and Ludeke (1995) ve Atay (1995), sporun hem bedensel ve zihinsel yönden sağlıklı hem de engelli bireyler için son derece değerli olduğunu ancak, engelli bireylerin spora olan gereksiniminin daha fazla olduğunu, sporun, engelli bireylerin hareket etmekten haz alma, eğlenme ve başarma gereksinimlerinin karşılanmasında önemli bir araç olduğunu ifade etmektedirler. Yazarlara göre, spor kişilere özürü ile başa çıkmasını ve özrünü hafifletmesini öğretmekte, keyif vermekte, iletişim ve paylaşım sağlamakta, yaşam motivasyonunu arttırmakta, dürüstlük, hoşgörü, işbirliği, gibi olumlu kişilik özelliklerinin kazanılmasını sağlamaktadır.
Çocuklar değerli oldukları ya da olmadıkları fikrini doğdukları andan itibaren diğer insanların kendilerine yönelik davranışlarından, kendileri hakkındaki düşüncelerinden öğrenmektedirler. Bir çok eğitimci, psikolog ve terapist fiziksel yeteneklerdeki beceri ve başarının olumlu benlik kavramının gelişmesine katkıda bulunduğunu kabul etmektedir (Gallahue and Omzun 1995).
Spor, engelli bireylerin sağlam ve engelli bireylerle bir araya gelmelerine olanak sağlayarak özel eğitimde ulaşılması hedeflenen “entegrasyon” için son derece önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Böyle bir ortamda, engelli birey, diğer engelli kişilerin sorunlarını gözleyerek kendine karşı olumlu tutum geliştirmekte, yaratıcılığı uyarılmakta, yalnızlık duyguları en aza inmekte, çevresi genişlemekte ve daha anlamlı bir yaşam sürme şansı yakalamaktadır (Atay 1995, Brouwer and and Ludeke 1995).
Dünyada Engelli Bireyler için Kurulmuş Spor Organizasyonları
Dünyada engelliler için sayısı onu bulan uluslararası spor organizasyonu (CISS: Duymazlar Sporu, ISMWSF: Uluslararası Stoke Mandeville Tekerlekli Sandalye Spor Federasyonu, IBSA: Uluslararası Görmezler Birliği, CP ISRA: Serebral palsi Uluslararası Spor ve Rekreasyon Birliği, INAS FMH: Uluslararası Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu, IPC: Uluslararası Paraolimpik Komitesi, IWTF: Uluslararası Tekerlekli Sandalye Tenis Federasyonu, IWBF: Uluslararası Tekerlekli Sandalye Basketbol Federasyonu, Special Olimpics: Uluslararası Zihinsel Engelliler Özel Olimpiyat Organizasyonu, ISOD: Uluslararası Engelliler Spor Organizasyonu gibi) gerçekleştirilmektedir. 1992 yılından itibaren uluslararası olimpiyat komitesi tarafından kabul edilen tek federasyon paraolimpikler’dir (Brouwer 1995).
1989 yılında kurulan IPC (Uluslararası Paraolimpik Komitesi) engelliler sporları tarihinde bir dönüm noktasıdır. Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından 1992 yılından itibaren engelliler ile ilgili organizasyonların tek yetkili üst düzey kuruluşu olarak tanınmaktadır. Diğer uluslararası federasyonlar da IPC ye bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir (Anonymous 1999)
Zihinsel engelli bireylere yönelik; INAS FMH (Uluslararası Zihinsel Engelliler Federasyonu) ve özel olimpiyatlar (Uluslararası Zihinsel Engelliler Olimpiyat Organizasyonu) olmak üzere iki spor organizasyonu bulunmaktadır.
1968’de Eunice Kennedy Shriver and Josepf P. Kennedy and Jr. Foundation tarafından kurulan Özel Olimpiyatlar, yetenekleri ne olursa olsun sekiz yaş ve daha büyük zihinsel engelli bireylere açık olan uluslararası spor eğitim ve yarışma programlarıdır. 1988 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından “Özel Olimpiyat” adı resmen kabul edilmiştir. Özel Olimpiyatların misyonu, zihinsel engelli sekiz yaş ve üstü tüm çocuk ve yetişkinler için belirli dönemlerde, çeşitli olimpik sporlarda spor eğitimi ve yarışma olanağı vererek fiziksel kondisyonlarını sürekli geliştirmelerini, özgüven kazanmalarını, rekabeti yaşamalarını ve başarı ve arkadaşlığı paylaşmalarını sağlamaktır.
Özel Olimpiyatların felsefesi aşağıda belirtilmektedir (Anonymouse 1990).
1. Zihinsel engelli bireyler, uygun eğitim ve destek ile bireysel ya da takım sporlarını öğrenebilmekte, zevk alabilmekte ve sağlıklı bir bedene sahip olabilmektedirler.
2. Özel Olimpiyatlar, spor becerilerinin geliştirilmesi için eğitimde sürekliliğe, bu becerileri ölçmek için eşit yetenek gruplarında yarışmalar düzenlenmesine ve her beceri düzeyi için yarışma şansı verilmesi gerekliliğine inanmaktadır.
3. Özel Olimpiyatlar, spor eğitimi ve yarışmalarının zihinsel engelli bireylerin sosyal ve psikolojik gelişimine büyük katkıda bulunduğu düşüncesini savunmaktadır.
4. Özel Olimpiyatlar, en az sekiz yaşında olan her zihinsel engelli bireyin spor eğitimi ve yarışmalarından yararlanması gerekliliğine inanmaktadır (Anonymouse 1990)
Her dört yılda bir Uluslararası Yaz Oyunları, Uluslararası Kış Oyunları ve Avrupa Özel Olimpiyat Oyunları düzenlenmektedir. Yaz ve kış olimpiyatları ulusal, bölgesel ya da mahalli yarışmalar olarak yapılmaktadır. Uluslararası Yaz Özel Olimpiyatları 1997’ de başlamıştır. Belirli bir yılda, (bölgesel, mahalli yarışmalardan), daha yüksek düzeydeki yarışmaya terfi etmek için bir atlet, yüksek düzeyde yarışmaya katıldığı spor dalında, en az 8 haftalık spor eğitim programına katılmalıdır. Bir atlet terfi etmek için daha düşük düzeydeki spor yarışmalarında birinci, ikinci, ya da üçüncü olarak yer almalıdır. Yarışmacıların gerekli spor becerilerini kazanmaları için yıl boyunca organize edilen özel yarışmalara katılmaları gerekmektedir. Bu yarışmalar, heyecan verici törenler, gösteriler, bayrakların asılması, korolar, meşalelerin yakılması, oyunların açılış konuşması, balonların salıverilmesi gibi aktiviteleri içermektedir. Yarışmacılar, becerilerini sergilemelerinin yanısıra politikacılarla karşılaşma, tanışma, davetlere katılma, yeni spor ve rekreasyonel deneyimler, evlerinden uzak gece arkadaşları ile eğlencelere katılma gibi deneyimlerle fiziksel ve sosyal becerilerini geliştirme olanağı bulmaktadırlar (Anonymouse 1989)
Özel Olimpiyatlar Yaş Grupları
Bireysel Sporlar Takım Sporları
Yıldızlar 8-11 Yaş
Gençler 12-15 Yaş
Ümitler 16-21 Yaş
Büyükler 22-29 Yaş
Yaşlılar 30 Yaş ve üstü Gençler 15 Yaş ve altı
Ümitler 16-21 Yaş
Büyükler 22 Yaş ve üstü
Özel olimpiyatlarda resmi ve gösteri olmak üzere iki sınıflama bulunmaktadır.
Resmi Özel Yaz Spor Olimpiyatları; su sporları, atletizm, bowling, basketbol, cimnastik, tekerlekli paten, futbol, softbol, voleybol,
Resmi Kış Sporları; alp ve kuzey disiplini kayak, artistik ve sürat patinaj, hokey gibi spor branşlarını içermektedir.
Özel Olimpiyat gösteri Sporları ise; kano, bisiklet, masa tenisi, hentbol, tenis ve halterden oluşmaktadır (Anonymouse 1990).
Özel Olimpiyatlar, özellikle yaşam boyu sağlığa zararlı etkileri olabilen, yüksek risk taşıyan belli spor dallarında antrenman ve yarışmayı yasaklamaktadır. Yasaklanan spor dalları; cirit, disk ve çekiç fırlatma, sırıkla yüksek atlama, boks, tüm mücadele sporları, eskrim, amerikan futbolu, güreş, judo, karete ve trambolin’ dir (Anonymouse 1989).
Zihinsel engelli bir çok çocukta, özellikle Down sendromlularda, kalp rahatsızlıkları olabileceğinden doktordan bu çocukların sportif faaliyetlere katılmalarında bir sakınca olmadığına dair bir rapor alınması gerekmektedir.
Türkiye’de Zihinsel Engelliler için Düzenlenmiş Spor Organizasyonları
Türkiye Özürlüler Spor Federasyonu 1990 yılında kurulmuş olup kuruluşundan itibaren dünyada zihinsel engelli bireyler için kurulmuş iki büyük spor organizasyonunun (INAS_FMH ve Uluslararası Özel Olimpiyatlar) üyeliğini devam ettirmektedir. Türkiye Özürlüler Spor Federasyonu, spor eğitim ve yarışmalarını bir rehabilitasyon aracı olarak değerlendirmektedir. Spor eğitimi ve spor yarışmalarının engelli kişinin kendine ve topluma faydalı bir birey haline gelmesine, yaşam kalitesinin artmasına ve toplum ile daha yakın bir iletişim kurmasına yardımcı olması amaçlanmaktadır. Federasyon, engelli kişilerin spor yapma ve sportif yarışmalara katılma olanaklarını arttırma ve geliştirmek için çalışmaktadır (Türkömer ve Sağır 1994)
Dünyada mevcut iki spor organizasyonunun düzenledikleri uluslararası yarışmalarda Türkiye’yi temsil edecek sporcular, Federasyon tarafından belirlenmektedir. Federasyon zihinsel engelli sporcular için, her iki yılda bir Türkiye çapında ulusal yarışmalar, her yıl ise, bir veya bir kaç spor dalında bölgesel yarışmalar düzenlemektedir. Yarışmalara katılacak atletlerin sekiz yaşın üzerinde olmaları ve en az sekiz haftalık bir spor eğitiminden geçmiş olmaları gerekmektedir. Zihinsel engelliler için düzenlenen bölgesel, ulusal ve uluslararası yarışmalarda sporcular sadece cinsiyet ve yaşlarına göre değil, performanslarına göre de sınıflandırılarak yarıştırılmaktadırlar. Amaç, spordaki performans düzeyi ne olursa olsun bütün zihinsel engellilerin spor eğitiminden yararlandırılması ve spor yarışmalarına katılmasıdır (Türkömer ve Sağır 1994).
2000 yılında, Türkiye Özürlüler Spor Federasyonu, Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu, Görme Engelliler Spor Federasyonu, İşitme Engelliler Spor Federasyonu ve Bedensel Engelliler Spor Federasyonu olmak üzere yeni bir yapılanmaya gitmiştir.
21/1/2008 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Seçici Konuşmamazlık bir tür “çocukluk kaygı bozukluğu” olarak tanımlanıyor. ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi Psikolog ve Özel Eğtim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer, “Çocuğun ev, aile veya akrabalarının yanı gibi kendini rahat ve güvende hissettiği ortamlarda konuşup, okul, arkadaş çevresi, oyun ortamı gibi konuşmasının beklendiği sosyal ortamlarda konuşmaması durumudur.” diyor.
Selective Mutizm ne anlamak gelmemektedir?
Seçici Konuşmamazlık bir tür çocukluk kaygı bozukluğudur. Bu çocuklar “konuşmamayı seçtikleri” ortamlarda genellikle göz kontağı kurmaz, kendisine bir iletişim yöneltildiğinde hiç duymamışcasına tamamen hareketsiz kalabilirler. Bu durum elbetteki anne babalar için olduğu kadar öğretmenler ve hatta bu çocuklarla çalışan terapistler için bile oldukça zor bir durumdur.
Tanı kriterleri nelerdir?
DSM-IV’e göre seçici konuşmamazlığın tanı kriterleri şöyledir:
● Çocuk, başka durumlarda konuşurken, birtakım toplumsal durumlarda sürekli bir konuşmamazlık gösterir.
● Çocuğun konuşmaması, onun eğitimini, mesleki başarısını ve sosyal iletişimini bozar.
● Bu sorunun süresi en az 1 aydır (okula başladıktan sonraki ilk ay hariç)
● Konuşamama konuşulan dili bilmeme veya o dili rahat konuşamamaya bağlı değildir.
● Bu sorun bir iletişim bozukluğu (örneğin kekemelik), yaygın gelişimsel bozukluk veya psikotik bir süreçle açıklanamaz.
Hangi sıklıkla görülür?
Seçici konuşmamazlık (SK) toplumda %1’den az yani oldukça ender rastlanan bir durumdur. Genellikle 3-8 yaşları arasında tanı konur. Problem bir kaç ay sürebileceği gibi bir kaç yıl da sürebilir. Toplumda ender rastlanması ve pek bilinmiyor olması bu çocukların utangaç ve içe kapanık olarak nitelendirilmesine ve problemin okul çağına kadar tam olarak anlaşılamamasına bu nedenle tedavinin gecikmesine sebep olabilir.
Nedenleri nedir?
Nedenleri henüz tam olarak saptanamamıştır. Eskiden SK durumunun bir travmaya veya anne baba tutumlarına bağlı olduğu sanıldığı halde son araştırmalar bunun doğru olmadığını göstermiştir. SK’a sahip olan çocukların genellikle kaygıya karşı genetik olarak bir yatkınlığı olduğu düşünülmektedir.
Bu çocuklar bebekliklerinden itibaren bazı kaygı işaretleri gösterebilirler. Anneden ayrılmada güçlük, sese karşı aşırı duyarlılık, uyku sorunları, aşırı ağlama, yeni durumlara karşı zor adapte olma gibi problemler yaşayabilirler.
Biraz büyüyüp aile dışında sosyal ortamlara katılmaya başladıklarında konuşmaya karşı bir korku ve beraberinde donup kalma, içe kapanık vücut duruşu, donuk yüz ifadesi gibi davranışlar geliştirirler.
Biyolojik olarak ele alırsak, beyinde amigdala denilen bölüm kişiyi tehlikeye karşı uyarır ve ne yapması gerektiği konusunda emir verir. Kaygı bozukuğu olan kişilerde amigdala’nın fazladan çalışarak kişi gerçekten tehlikede olmadığında bile tehlike uyarısı gönderdiği düşünülmektedir. SK’a sahip olan çocuklarda beyinden tehlike sinyalleri sosyal ortamlarda gelmektedir.
Tehlike karşısında hissettikleri korku nedeniyle çocuklar bu korkuyla başa çıkabilmek için konuşmaktan kaçınma davranışı geliştirirler ve bu davranış zaman içinde yerleşir. Tedaviye başlama ne kadar gecikirse olumlu sonuç alabilme şansı o derece azalır. Ne de olsa belli bir yaşa kadar sosyal ortamda hiç konuşmamış bir çocuğun ya da gencin bu davranışı iyice yerleşmiş olur.
Tedavisi nasıl planlanır?
SK bir kaygı bozukluğu olarak düşünüldüğüne göre tedavinin hedefleri de öncelikle kaygıyı azaltmak, özgüven ve benlik saygısını yükseltmek ve sosyal durumlarda rahatlamayı sağlamaya çalışmak olmalıdır.
Tedavi aile terapisi, çocuğun davranışlarının iyi okunduğu bir oyun terapisi, bilişsel davranışçı yöntemler ve ek olarak belki ilaç tedavisinin birlikte harmanlandığı bir süreci içermelidir. Bu konuda tecrübeli uzman bir terapist eşliğinde, aile ve okul işbirliği içinde çalışarak sorunun üstesinden gelmeye çalışmalıdırlar.
Tedavi olunmaması ne gibi sorunlara yol açabilir?
Seçici konuşmamazlık sorununa sahip olan çocuklar tedavi edilmedikleri takdirde yetişkinlik çağına kadar sosyal gelişimleri ciddi şekilde zarar görmüş, akademik olarak başarısız, özgüven problemleri olan, sosyal olarak izole ve içe kapanık devam edip; yetişkinlikte sosyal ve mesleki bakımdan yetersiz, kaygı bozukluğu veya depresyona yatkınlığı olan kişiler haline gelmeleri muhtemeldir.
Bu nedenle anne babaların çocuklarında bir veya bir kaç ortamda konuşmama durumu farkettiklerinde zaman kaybetmeden mutlaka seçici konuşmamazlık konusunda tecrübeli bir uzmana başvurup tedavi sürecine başlamalıdırlar.
23/10/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (0) Yorum yaz! Kalici Baglanti
ÇOCUĞUN NORMAL GELİŞİMİ VE GELİŞİMİN AŞAMALARI
A-PSİKOMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI
B-NORMAL BOY VE KİLO GELİŞİM AŞAMALARI
A-PSİKOMOTOR GELİŞİM ve BASAMAKLARI
1-MOTOR GELİŞİMİ
2-DİL GELİŞİMİ
3-SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ
4- BİLİŞSEL GELİŞİM
1. MOTOR GELİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
İlk 3 ay içinde
Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir ,kucağa alındığında kafasını dik tutabilir , yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir,ellerini yumruk haline getirebilir.
3-6 ay arasında
Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır , eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.
6-12 ay arası
Oturabilir , emekleyebilir , tutunarak ayağa kalkabilir , 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir ,ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir , elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.
12-18 ay arası
Yürür , elinden tutulduğunda merdiven tırmanır ,ayakta iken çömelebilir,ayağı ile topa vurabilir,yere doğru eğilir , destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.
18-24 ay arası
Kapıyı açabilir , kendi başına merdivenden inip çıkabilir , bir elini daha çok kullanmaya başlar , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir ).
2-3 yaş arası
Düşmeden koşabilir , bazı çizgileri taklit eder , merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir ,düğmesini açabilir,üç tekerlekli bisikleti sürebilir ,tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir , bir bardak suyu taşıyabilir ,yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer , rahatlıkla çömelip kalkabilir , geri geri yürüyebilir ,
3-4 yaş arası
Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir , ayakkabısını giyer , kendini doyurabilir , düz çizgi çizebilir , tek başına dolaşmaya çalışır , çift ayakla 40 cm sıçrayabilir , öne takla atabilir , yardımsız kaydıraktan kayabilir , çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir , oyuncakları ile oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir , 40-50 cm den aşağı atlayabilir , tek ayakla sıçrayabilir , dans etme müzik ile beraber tempo tutma , zıplayan topu eli ile tutma , kağıttaki şekilleri boyar , 3-4 renk eşleştirebilir , aynı kartları eşleştirebilir , bazı harfleri eşleştirebilir , artı eksi yapabilir ,
4-6 yaş arası
Makasla kağıtları kesebilir , bakarak 1 den 8-9 a kadar sayı yazabilir , öğretilirse adını yazabilir ,sek sek oynayabilir , üçgen ve kare yi kopyalar , kendi giyinir kendi soyunur , ayakkabısını bağlar , yüzünü yıkar , dişini fırçalar , altı yaşında iki tekerlekli bisiklete binebilir , el becerileri gözle görülür bir şekilde gelişir,
2. DİL GELİŞİMİ VE ÖZELLİKLERİ
İlk 3 ay içinde
Sese karşı tepki verir , agulama şeklinde sesler çıkarabilir , tanıdık kişi ve eşyaları görünce ellerini sallar gözü ile takip eder , kendi kendine gülümseyebilir ,müzik ve konuşmaya karşı tepki verir , kendi kendine oynarken bazı heceleri tekrarlar , dudakları ile p , b, m gibi harfleri çıkarmaya çalışır.
3-6 ay arasında
Çevresinde konuşan kişileri arar , ağlarken konuşulunca rahatlar , agulama şeklinde iletişim kurar , yüksek sesle güler , kendine göre ağlama dışında heceler kullanır,
6-12 ay arası
Annenin sesini taklit etmeye çalışır , cee oyunu oynar , bazı eşyaları ses çıkartmak için kullanır , ma ma -da da gibi sesleri rahatlıkla çıkarır , 12 aya doğru baba mama der , oyuncakları ve kişileri ile anlamsız dahi olsa konuşmaya çalışır ,
12-18 ay arası
Hızla yeni kelimeleri öğrenmeye devam eder , her gün gördüğü cisimleri adlandırmaya ve onları rahat tanımaya başlar , insanlar ile ilişki kurarken anlamlı kelimeleri çoğunlukla kullanmaya başlar , ailenin öğrettiği kelimeleri kendi kendine tekrarlar ,onsekizinci aya doğru iki komutu üst üste anlayıp yerine getirir, (bardağı al mutfağa götür gibi ) ,
18-24 ay arası
İki kelimelik cümleler yapmaya başlar , tanıdıklarının ismini bilir , isteklerini rahatlıkla ifade edebilir , ikiden fazla komutu anlar ve yerine getirir , yirmi dördüncü aya doğru üç kelimelik cümleleride konuşur ,
2-3 yaş arası
Tanıdığı yetişkinler ile rahatlıkla sohbet eder , reddetme ifadesi kullanabilir , cümle yapısı erişkin cümle yapısına benzemeye başlar , vücudunun parçalarını rahatlıkla yapar , bütün komutları yerine getirebilir , kelime hazinesi hızla artar,
3-4 yaş arası
Konuşma ve cümle kurması erişkine iyice benzemeye başlar , kendine ait yaş , soyadı gibi özellikleri bilir , ezberlediği şarkı sözleri vb. rahatlıkla söyler , erişkinler ile rahat sohbet edebilir,
4-6 yaş arası
Grup halinde olan konuşmalara katılır , hikaye ve masal anlatır , sayı sayar , kelime hazinesi iyice artmıştır , sıfatları rahat kullanmaya başlar , cümle yapısı ve şekli erişkinle hemen hemen benzer , isteklerini ayrıntıları ile anlatabilir,
3. SOSYAL VE KİŞİLİK GELİŞİMİ ÖZELLİKLERİ
İlk 3 ay içinde
Anneyi tanıyarak tepki verir , konuşulunca dinler , kucağa alınınca susar , nesneleri takip eder , gülümser
3-6 ay arasında
Anne babasına sarılarak kucaklar , nesneleri ve yiyecekleri ağzına götürür,kendiliğinden gülümser , elini uzatır ,
6-12 ay arası
Oyuncakları ile 10-15 dk oynar , ce oyunu oynar , karşılıklı oyun oynar , yabancıları tanır , tanıdıklarına ses çıkartır , anneden ayrı kalınca endişelenir , baba mama gibi kelimeler ile iletişime geçmeye çalışır,
12-18 ay arası
Kendi kendine bardakla su içebilir , kaşıkla yemek yiyebilir , oyuncaklar ile etkileşimi artar , giyimine yardım eder , müzik ile beraber tempo tutabilir , istemediği şeyleri belli eder , ayakkabı çorabını çıkarabilir ,
18-24 ay arası
Tuvaletini söyleyebilir , istendiğinde ufak komutları yerine getirerek erişkinler ile etkileşime girer , taklide dayalı oyunlar oynar ( bir kutuyu araba gibi sürmek gibi ) ,diğer çocuklara ilgisi artar , diğer çocuklar ile oyuncakları ile beraber oynar , oyuncaklarını diğer çocuklardan kıskanır , rahat su içer , yemek yer,
2-3 yaş arası
Evcilik oynar , ev işlerine yardım eder , çatal kullanır , giyimini kendi başına yapabilir , tuvaletini haber verir , bazı arkadaşlarına daha fazla ilgi gösterir ,
3-4 yaş arası
Diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimi iyice artmıştır , yetişkinlerin söylediklerinin büyük çoğunluğunu anlar , oyunlarındaki kurallara uymaya çalışır , kıyafetlerinin tamamını çıkarabilir , gece tuvalet kontrolünü sağlayabilir , el yüz yıkama diş fırçalama işlemini yapar ,
4-6 yaş arası
Sosyal hayata adapte olmaya çalışır , arkadaşları ile uyumu artar , TV da bazı programları takip eder , kendine has özellikler belirir , etrafla etkileşimi iyice artar , kendisi masal anlatabilir ,
4. BİLİŞSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
1- Bebeklik Dönemi (0-2 yaş)
Piaget’ye göre bu dönem de çocuklar duyusal-motor bilişsel gelişim döneminde yer alıyorlar. Duygusal motor dönem içersinde obje veya nesne devamlılığının kazanılması ile bilişsel gelişimde refleks düzeyden tepki vermeden zihinsel işlemlerin kullanılmasına bir geçiş olur. Bebekler, nesne devamlılığını kazanma sonucunda, görüş alanları dışına çıkan nesnelerin gerçekte kaybolmadığını, var olduğunu kavrarlar. Piaget, 18-24 ay arasındaki çocukların, nesnelerin ve olayların zihinsel imgelerini oluşturma yeterliliğini kazandıklarını ve sözel semboller olan sözcükler yoluyla düşünmeye başladığını ileri sürer. Bu evrenin sonunda çocuk karmaşık olmayan zihinsel işlemleri gerçekleştirebilir.
2- İlk Çocukluk Dönemi (2-6 yaş)
Piaget’ye göre çocuk bu yaşta işlem öncesi dönemde yer almaktadır. İşlem öncesi dönem ikiye ayrılmaktadır:
Sembolik dönem ya da kavram öncesi dönem:2-4 yaşı kapsamaktadır. Çocuklar bu dönemde kompleks kavramları ve ilişkileri anlayamazlar, semboller geliştirirler, sembolik oyunlar oynarlar, ben merkezcidirler, objeleri tek bir özellik açısından sınıflandırabilirler, mantıkları değişken ve yüzeyseldir, yet yönlü düşünürler.
Sezgisel dönem:4-7 yaşı kapsamaktadır. Sezgilerine dayalı akıl yürütürler ve problem çözerler, üst düzey sınıflama yapamazlar, bütün ve parça arasındaki ilişkileri kuramazlar, korunum henüz gelişmemiştir, işlemleri tersine çeviremezler.
3- İkinci Çocukluk Dönemi (6-12 yaş)
Piaget’ye göre çocuk bu yaşta somut işlemler dönemde yer almaktadır. 6-12 yaş grubu çocuklar, somut işlemler döneminde olmaya biyolojik ve bilişsel olarak uygun görünmektedir. Bu yaş grubunda, büyük ölçüde somut işlemler dönemine özgü özellikler gözlenebileceği gibi, bir sonraki dönemin kalıntılarına ve bir sonraki dönemin pırıltılarına rastlanabilecektir. Bu durumu özellikle öğretmenlerin bilmesi oldukça önemlidir.
B-ÇOCUĞUNUZUN YAŞINA UYGUN BOY VE KİLO ÖLÇÜLERİ
1-KIZ ÇOCUKLARDA NORMAL BOY GELİŞİMİ
2-KIZ ÇOCUKLARDA NORMAL KİLO GELİŞİMİ
3-ERKEK ÇOCUKLARDA NORMAL BOY GELİŞİMİ
4-ERKEK ÇOCUKLARDA NORMAL KİLO GELİŞİMİ
1-KIZ ÇOCUKLARDA NORMAL BOY GELİŞİMİ ÖLÇÜLERİ
Not:bu sınırlar en alt ve en üst değerler olup aradaki değerler normal sınırlarda kabul edilmektedir.
Doğumda 47-53 cm arası
3 ay 54-64 cm arası
6 ay 58-70 cm arası
9 ay 61-75 cm arası
12 ay 64-80 cm arası
15 ay 68-84 cm arası
18 ay 71-88 cm arası
2 yaş 76-95 cm arası
2,5 yaş 81-100 cm arası
3 yaş 85-104 cm arası
3, 5 yaş 89-108 cm arası
4 yaş 92-112 cm arası
4, 5 yaş 94-115 cm arası
5 yaş 97-118 cm arası
5,5yaş 100-121 cm arası
6 yaş 103-125 cm arası
6,5 yaş 105-128 cm arası
7 yaş 108-131 cm arası
7,5 yaş 112-134 cm arası
8 yaş 115-137 cm arası
8, 5 yaş 117-140 cm arası
9 yaş 120-143 cm arası
9,5 yaş 123-146 cm arası
10 yaş 125-149 cm arası
10,5yaş 129-153 cm arası
11 yaş 133-157 cm arası
11,5yaş 137-161 cm arası
12 yaş 140-165 cm arası
12,5 yaş 143-167 cm arası
13 yaş 144-169 cm arası
13,5 yaş 146-170 cm arası
14 yaş 147-170 cm arası
14,5 yaş 148-170 cm arası
15 yaş 148-171 cm arası
15,5 yaş 148-171 cm arası
16 yaş 148-171 cm arası
16, 5yaş 148-171 cm arası
17 yaş 148-171 cm arası
2-KIZ ÇOCUKLARDA NORMAL KİLO GELİŞİMİ ÖLÇÜLERİ
Not:bu sınırlar en alt ve en üst değerler olup aradaki değerler normal sınırlarda kabul edilmektedir.
Doğumda 2.6-4.3 kg arası
3 .ay 4-7 kg arası
6.ay 5.4-9.2 kg arası
9.ay 6.4-10.8 kg arası
12.ay 7.1-12.1 kg arası
15.ay 7.7-13 kg arası
18.ay 8.3-13.7 kg arası
2.yaş 9.2-15.1 kg arası
2.5 yaş 9.9-16.3 kg arası
3.yaş 10.6-17.5 kg arası
3.5 yaş 11.2-19 kg arası
4.yaş 11.6-20.6 kg arası
4.5 yaş 12-22 kg arası
5.yaş 12.6-23.8 kg arası
5.5yaş 13.2-25.2 kg arası
6 yaş 13.7-26.6 kg arası
6.5 yaş 14.4-28.3 kg arası
7.yaş 15.3-30 kg arası
7.5 yaş 16.2-31.8 kg arası
8.yaş 17.3-34 kg arası
8.5 yaş 18.6-36.5 kg arası
9.yaş 20-39 kg arası
9.5 yaş 21.6-42 kg arası
10.yaş 23-45 kg arası
10.5yaş 24.8-49 kg arası
11.yaş 26.5-53 kg arası
11.5yaş 28-56.6 kg arası
12.yaş 30-59 kg arası
12.5yaş 32-61 kg arası
13.yaş 34-63.3 kg arası
13.5 yaş 36.5-65 kg arası
14.yaş 38-66.3 kg arası
14.5 yaş 39-67 kg arası
15.yaş 40-68 kg arası
15.5 yaş 41-69 kg arası
16.yaş 41-70 kg arası
16.5yaş 42-70 kg arası
17.yaş 43-71 kg arası
3-ERKEK ÇOCUKLARDA NORMAL BOY GELİŞİMİ ÖLÇÜLERİ
Not:bu sınırlar en alt ve en üst değerler olup aradaki değerler normal sınırlarda kabul edilmektedir.
Doğumda 46-54 cm arası
3 .ay 55-66 cm arası
6.ay 60-72 cm arası
9.ay 64-77 cm arası
12.ay 68-82 cm arası
15.ay 71-86 cm arası
18.ay 75-89 cm arası
2.yaş 77-92 cm arası
2.5 yaş 83-100 cm arası
3.yaş 86-105 cm arası
3.5 yaş 89-109 cm arası
4.yaş 92-114 cm arası
4.5 yaş 95-118 cm arası
5.yaş 98-121 cm arası
5.5yaş 101-125 cm arası
6 yaş 104-127 cm arası
6.5 yaş 106-130 cm arası
7.yaş 109-133 cm arası
7.5 yaş 112-136 cm arası
8.yaş 115-139 cm arası
8.5 yaş 117-142 cm arası
9.yaş 120-145 cm arası
9.5 yaş 122-148 cm arası
10.yaş 125-151 cm arası
10.5yaş 127-155 cm arası
11.yaş 130-158 cm arası
11.5yaş 132-161 cm arası
12.yaş 135-165 cm arası
12.5 yaş 137-168 cm arası
13.yaş 140-171 cm arası
13.5 yaş 143-175 cm arası
14.yaş 146-178 cm arası
14.5 yaş 149-181 cm arası
15.yaş 152-182 cm arası
15.5 yaş 155-184 cm arası
16.yaş 158-185 cm arası
16.5yaş 160-185 cm arası
17.yaş 162-185 cm arası
4-ERKEK ÇOCUKLARDA NORMAL KİLO GELİŞİMİ ÖLÇÜLERİ
Not:bu sınırlar en alt ve en üst değerler olup aradaki değerler normal sınırlarda kabul edilmektedir.
Doğumda 2.6-4.6 kg arası
3 .ay 4.1-7.5 kg arası
6.ay 5.6-9.7 kg arası
9.ay 6.5-11.3 kg arası
12.ay 7.4-12.5 kg arası
15.ay 8.1-13.5 kg arası
18.ay 8.7-14.3 kg arası
2.yaş 9.1-15 kg arası
2.5 yaş 10.3-17 kg arası
3.yaş 11.1-18 kg arası
3.5 yaş 11.7-19.3 kg arası
4.yaş 12.3-21.1 kg arası
4.5 yaş 12.7-22.6 kg arası
5.yaş 13.4-24 kg arası
5.5yaş 14.1-25.5 kg arası
6 yaş 14.8-26.8 kg arası
6.5 yaş 15.6-28.4 kg arası
7.yaş 16.4-30.1 kg arası
7.5 yaş 17.3-31.9 kg arası
8.yaş 18.1-33.8 kg arası
8.5 yaş 19-36.1 kg arası
9.yaş 19.9-38.6 kg arası
9.5 yaş 21-41.8 kg arası
10.yaş 22-45.7 kg arası
10.5yaş 22.9-49.4 kg arası
11.yaş 24.1-52.8 kg arası
11.5yaş 25.4-56.6 kg arası
12.yaş 26.7-60.1 kg arası
12.5yaş 28.3-64 kg arası
13.yaş 30-67.5 kg arası
13.5 yaş 32-70.4 kg arası
14.yaş 34.2-72.8 kg arası
14.5 yaş 36.8-7.5 kg arası
15.yaş 39.5-77.6 kg arası
15.5 yaş 42.1-79.5 kg arası
16.yaş 44.9-80.8 kg arası
16.5yaş 47.4-82 kg arası
17.yaş 48.4-82.7 kg arası
8/9/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Yazılarım
|1/53|Sonraki Yazılarım>>
Rize'de eğitim uygulama okulunda zihin engelliler öğretmeni olarak görev yapmaktayım.Bu çocukları daha iyi tanımamız gerektiğini düşünüyorum.İlgilenen, konuyla alakalı herkesin aradığını bulabilmesi dileğiyle...
'Onların engelli olmaları duygularının da engelli olduğu anlamına gelmez.'
'Anne, baba, arkadaşlar, komşular' evet ben engelliyim ama benim de yapabileceğim bir çok şey var.
'Bana yardım etmek istiyorsanız, benim yerime yapmayın.Lütfen yapmama izin verin'
Bedava Oyunlar
Vynet
islami Linkler